Gazze’de artık yalnız bombaların, füzelerin ve tankların konuştuğu bir savaş yok.
Çok daha sessiz fakat sonucu en az askeri mücadele kadar belirleyici olacak başka bir mücadele başladı: Gazze’yi kim yönetecek, güvenliğini kim sağlayacak, yeniden inşasını kim finanse edecek ve bütün bunlardan daha önemlisi, Gazze gelecekte kimin siyasi egemenliği altında olacak?
New York’ta 21 Eylül’de Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri dışişleri bakanlarının yaptığı toplantının ardından yayımlanan ortak açıklamaya bu nedenle yalnızca diplomatik bir bildiri olarak bakmamak gerekiyor. Metin, Gazze’deki “Kapsamlı Plan”ın ikinci aşamasını dört kritik başlık altında tarif ediyor: Silahların devreden çıkarılmasıyla eş zamanlı İsrail’in tamamen çekilmesi, International Stabilization Force (ISF – Uluslararası İstikrar Gücü) konuşlandırılması, National Committee for the Administration of Gaza’nın (NCAG – Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi) yönetimi devralması ve yeniden inşa sürecinin başlaması.
Bu dört madde aslında Gazze’nin savaş sonrasındaki bütün siyasi denklemini içinde barındırıyor.
ATEŞKESİN EN ZOR AŞAMASI
Birinci aşama büyük ölçüde ateşkesin korunması, rehineler, insani yardım ve çatışmanın kontrol altına alınmasıyla ilgiliydi. İkinci aşamadaysa doğrudan egemenlik meselesine giriliyor.
Nitekim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da 19 Eylül’de yaptığı açıklamada birinci aşamadan ikinci aşamaya geçilemediğine dikkat çekiyor ve Türkiye’nin değerlendirmesine göre bunun başlıca nedeninin İsrail’in antlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi olduğunu söylüyor. Bu, Ankara’nın pozisyonudur; İsrail tarafının süreçteki güvenlik ve silahsızlanma şartlarına ilişkin farklı değerlendirmeleri bulunuyor. Siyasi egemenlik meselesindeki Türkiye’nin tavrı Filistin’in toprak bütünlüğü ve bu topraklardan İsrail’in uzaklaştırılmasıdır.
Fakat sahadaki tablo zaten ikinci aşamanın neden bu kadar zor olduğunu gösteriyor.
Birleşmiş Milletler’in 24 Eylül tarihli son raporuna göre ateşkesin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen İsrail saldırıları tamamen sona ermiş değil, Gazze’nin yaklaşık üçte ikisine erişim hâlâ mümkün değil veya ciddi biçimde kısıtlı. Daha da önemlisi, oluşturulmuş olmasına rağmen Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi henüz Gazze’ye girerek yönetimi devralabilmiş değil; Uluslararası İstikrar Gücü de sahaya konuşlandırılmadı.
Yani kâğıt üzerinde ikinci aşamanın kurumları var, sahada ise henüz ikinci aşamanın düzeni yok.
GAZZE’Yİ KİM YÖNETECEK?
Asıl düğüm burada.
BM Güvenlik Konseyi’nin 17 Kasım 2025’te kabul ettiği 2803 sayılı karar, Gazze için oldukça sıra dışı bir geçiş mimarisi oluşturdu. “Board of Peace” yani Barış Kurulu geçici uluslararası yönetim mekanizması olarak tasarlandı. Gazze’nin günlük yönetiminin ise Filistinli teknokratlardan oluşacak siyasi olmayan bir komite tarafından yürütülmesi öngörüldü. Uzun vadede yönetimin yeniden Filistin Yönetimi’ne devredilmesi hedefleniyor.
Dolayısıyla ortaya üç katmanlı bir yapı çıkıyor:
Uluslararası düzeyde Barış Kurulu, Gazze içinde Filistinli teknokratlardan oluşan komite, güvenlik alanında ise Uluslararası İstikrar Gücü.
İşte burada sorulması gereken kritik soru şudur:
Bu yapı bağımsız Filistin devletine giden bir geçiş mekanizması mı olacak, yoksa Gazze’yi uzun yıllar boyunca uluslararası vesayet altında tutacak yeni bir model mi?
Çünkü devlet dediğimiz yapı yalnız bayrak ve sınırdan oluşmaz. Devlet; yönetim, güvenlik, maliye, altyapı ve egemenlik demektir. Eğer bunların her biri farklı uluslararası aktörlerin denetimine bırakılırsa ortaya çıkan yapının gerçek siyasi egemenliği tartışmalı hale gelir.
Bu nedenle sekiz ülkenin New York açıklamasındaki belki de en önemli cümle güvenlikle değil, coğrafyayla ilgilidir: Gazze’nin Filistin topraklarının ayrılmaz parçası olarak kalması, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria ile Gazze’nin yeniden birleşmesi ve sürecin egemen, yaşayabilir ve bağımsız Filistin devletine ulaşması gerektiği özellikle belirtiliyor.
Bu vurgu tesadüf değildir.
SİLAHSIZLANMA KARŞILIĞINDA ÇEKİLME
İkinci büyük düğüm güvenlik.
Yol Haritasının mantığı kabaca şu denkleme dayanıyor:
Silahların devreden çıkarılması ilerledikçe İsrail ordusunun çekilmesi; boşalan alanlarda uluslararası gücün ve Filistin polisinin güvenliği üstlenmesi; güvenli hale getirilen bölgelerde yeniden inşanın başlaması.
BM’ye sunulan uygulama raporunda bu süreç açık biçimde aşamalı bir sistem olarak tarif ediliyor. Uluslararası İstikrar Gücü’nün tampon görevi üstlenmesi, silahların teslim sürecini desteklemesi, insani faaliyetleri koruması ve Filistin polisinin oluşturulmasına yardım etmesi planlanıyor.
Ancak bu modelin en hassas noktası eş zamanlılık.
Silahsızlanma gerçekleşirken İsrail çekilmezse sistem çöker. İsrail çekilirken yerine üzerinde uzlaşılmış güvenlik yapısı kurulamazsa yine çöker.
Bu nedenle Gazze’de ikinci aşamanın anahtar kelimesi “silahsızlanma” değil, karşılıklılık olmalıdır.
Bir tarafın yükümlülüklerinin diğer tarafın yükümlülüklerinden koparıldığı bir model barış değil, güç dengesinin başka araçlarla devamı anlamına gelir.
71,4 MİLYAR DOLARLIK SORU
Bir de savaşın beton, elektrik, su, hastane, okul ve ekonomi tarafı var.
BM, Avrupa Birliği ve Dünya Bankası’nın Nisan 2026 tarihli ortak değerlendirmesine göre Gazze’nin toparlanması ve yeniden inşası için önümüzdeki on yılda yaklaşık 71,4 milyar dolar gerekiyor. Bunun 26,3 milyar dolarının ilk 18 ay içerisinde harcanması gerekiyor. Fiziki altyapıdaki doğrudan hasarın yaklaşık 35,2 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. 371 binden fazla konut birimi hasarlı veya yıkılmış durumda; Gazze ekonomisinin ise savaş döneminde yüzde 84 daraldığı hesaplanıyor.
Bu rakamların bize anlattığı başka bir gerçek var:
Gazze’nin geleceğini yalnız askerler değil, finansmanı sağlayanlar da belirleyecek.
Kim para verecek? Hangi şartlarla verecek? Altyapıyı kim yapacak? Liman, enerji, su, haberleşme ve konut projelerini kim yönetecek? Yeniden inşa Filistinlilerin ekonomik egemenliğini mi oluşturacak, yoksa yeni bağımlılık ilişkileri mi yaratacak?
Savaş sonrası düzenlerin görünmeyen cephesi tam da burasıdır.
TÜRKİYE NEREDE DURUYOR?
Türkiye açısından mesele yalnız insani yardım veya diplomatik destek değildir.
Ankara, Mısır ve Katar ile birlikte arabulucu ülkeler arasında bulunuyor. Ağustos ayında açıklanan Yol Haritası da bu arabulucuların ABD, Gazze Yüksek Temsilcisi ve Barış Kurulu ile yürüttüğü görüşmeler sonucunda şekillendi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu sekiz ülkelik yapı ise ikinci aşamanın siyasi zeminini oluşturmaya çalışıyor.
Türkiye açısından burada korunması gereken temel stratejik ilke açık olmalıdır: Gazze’nin yeniden inşası, Gazze’nin Filistin’den koparılmasının aracı haline gelmemeli.
Çünkü yalnız Gazze’den oluşan bir Filistin düşünülemez.
Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs birbirinden koparıldığında coğrafi bütünlüğü olmayan, ekonomik olarak dışarıya bağımlı, güvenliği başkalarının elinde bulunan parçalı bir yapı ortaya çıkar. Bunun adı egemen devlet olmaz.
BARIŞIN TESTİ ENKAZIN ALTINDA
Gazze’de savaşın ardından başlayacak ikinci mücadele işte bu nedenle belki de birincisinden daha karmaşık olacak.
Birinci mücadelede soru “Silahlar susacak mı?” idi.
İkincisinde ise sorular çok daha zor:
İsrail gerçekten tamamen çekilecek mi?
Silahların devreden çıkarılması hangi mekanizmayla ve hangi karşılıklılık ilkesiyle gerçekleştirilecek?
Uluslararası İstikrar Gücü kime karşı, kimi koruyacak?
Filistinli teknokratlardan oluşan yönetim gerçekten Filistinlilerin yönetimi mi olacak, yoksa uluslararası mekanizmanın uygulayıcısı mı?
Ve nihayetinde Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü kapsayan egemen bir Filistin devletinin parçası mı olacak?
Çünkü savaşlar yalnız ateşkes imzalandığında bitmez.
Bazen asıl mücadele son mermi atıldıktan sonra başlar.
Gazze’de bugün tam olarak o eşiğe geliyoruz. Önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu artık yalnız “Gazze’de savaş bitecek mi?” değildir.
Asıl soru şudur:
Savaş bittiğinde Gazze kimin olacak?
Bu sorunun cevabı yalnız Gazze’nin değil, Filistin devletinin ve Ortadoğu’nun gelecek on yıllarının da cevabı olacaktır.