Dünya ekonomisinin ve siyasetinin ağırlık merkezi uzun süredir sessiz fakat kararlı biçimde değişiyor. Küresel üretim, enerji tüketimi ve ticarette Asya’nın ağırlığı artarken, bu ekonomik dönüşümün uluslararası kurumlara ne ölçüde yansıyacağı artık 21. yüzyılın temel jeopolitik meselelerinden biri haline gelmiş durumda.

12-13 Eylül tarihlerinde Yeni Delhi’de gerçekleştirilen 18. BRICS Liderler Zirvesi’ne biraz da bu pencereden bakmak gerekiyor. Kuruluşunun yirminci yılını geride bırakan BRICS’in kabul ettiği 140 maddelik Yeni Delhi Bildirisi, yalnızca diplomatik temennilerden oluşan bir metin değil. Ödeme sistemlerinden Yeni Kalkınma Bankası’na, gıda güvenliğinden yapay zekâya, enerji güvenliğinden uluslararası kurumların reformuna kadar geniş bir alanda iş birliğini derinleştirme arayışını ortaya koyuyor.

Bu nedenle Yeni Delhi’den çıkan asıl sonuç belki de tek tek kararların ötesinde aranmalı:

BRICS artık “Nasıl bir dünya istiyoruz?” sorusunun yanında “O dünyayı hangi kurumlarla kuracağız?” sorusuna cevap arıyor.

DOLARDAN KAÇMAK DEĞİL, DOLARA MECBUR KALMAMAK

Zirvenin en dikkat çekici başlıklarından biri finansal iş birliğiydi.

Burada kavramları doğru kullanmak gerekiyor. Yeni Delhi’de bir “BRICS ortak para birimi” ilan edilmedi. Doların ertesi sabah uluslararası ticaretten çıkarılması gibi gerçekçilikten uzak bir karar da alınmadı.

Bunun yerine çok daha pragmatik bir yol tercih edildi.

BRICS Payment Task Force (BPTF – BRICS Ödeme Görev Gücü), sınır ötesi ödeme ve mesajlaşma kanallarının birlikte çalışabilirliğini araştırmayı sürdürüyor. Bildiride üye ülkelerin ulusal öncelikleri korunarak ticaret ve yatırımlarda yerel para birimlerinin kullanımının geliştirilmesi de açık biçimde destekleniyor.

Hindistan’ın UPI sistemi ile Brezilya’nın Pix sistemi bu dönüşümün ne kadar büyük bir teknolojik altyapıya dayanabileceğini gösteriyor. İki sistem son 18 ayda toplam 10 trilyon doların üzerinde işlem gerçekleştirdi. Fakat bu rakam BRICS ülkeleri arasındaki sınır ötesi ticaret hacmini değil, söz konusu ulusal ödeme sistemlerindeki toplam işlemleri ifade ediyor. Şimdi tartışılan mesele, bu başarılı ulusal altyapıların sınır ötesinde birbirleriyle nasıl bağlantı kurabileceği.

İşte asıl kırılma burada.

Mesele doların yerine başka bir hegemon para birimi koymak değil; ülkelerin birbirleriyle ticaret yapabilmek için üçüncü bir ülkenin para birimine ve finansal altyapısına mutlak biçimde bağımlı kalmadığı bir sistem oluşturmak.

Başka bir ifadeyle BRICS açısından hedef, dolardan kaçmak değil, dolara mecbur kalmamak.

YENİ KALKINMA BANKASI

BRICS’in kurumsallaşmasının en somut örneklerinden biri Yeni Kalkınma Bankası’dır (NDB – New Development Bank).

Yeni Delhi Bildirisi bankanın gelişmekte olan ülkelerin altyapı ve kalkınma ihtiyaçlarındaki rolünün güçlendirilmesini, kaynak çeşitliliğinin artırılmasını ve yerel para birimleriyle finansmanın genişletilmesini açık biçimde destekliyor. Zirvede BRICS-NDB Bilgi Portalı’nın faaliyete geçirilmesi de bu kurumsallaşmanın yeni adımlarından biri oldu.

Bu gelişme küçümsenmemeli.

Çünkü küresel finans sisteminde gücü belirleyen yalnızca ne kadar paranız olduğu değildir. O parayı kimin verdiği, hangi para birimiyle verdiği, hangi koşullara bağladığı ve hangi kalkınma modelini finanse ettiği de önemlidir.

BRICS’in önündeki sınav tam olarak budur.

Yeni Kalkınma Bankası, Dünya Bankası ve IMF’nin yerini yarın sabah alamaz. Zaten mesele de bu değildir. Asıl mesele gelişmekte olan ülkelere finansmana erişimde yeni seçenekler sunabilecek ikinci, üçüncü ve dördüncü kapıların açılmasıdır.

Çok kutupluluk yalnızca siyasette değil, finansmanda da seçenek sahibi olmak demektir.

TAHIL BORSASI NEDEN STRATEJİK?

Yeni Delhi’de üzerinde durulan BRICS Tahıl Borsası girişimi de ilk bakışta teknik bir tarım projesi gibi görülebilir. Oysa meselenin jeopolitik boyutu çok daha büyük.

BRICS ülkeleri dünya tahıl üretiminin yaklaşık yüzde 44’ünü gerçekleştiriyor. Buna rağmen küresel tarımsal emtia fiyatlarının oluşumunda ABD ve Avrupa merkezli borsalar hâlâ son derece etkili. BRICS bünyesinde oluşturulması tartışılan tahıl ticaret platformu, zaman içinde tahılın yanı sıra başka tarımsal ürünlere ve emtialara genişletilebilecek alternatif bir fiyat keşif ve ticaret mekanizmasının temelini oluşturabilir.

Henüz ortada tamamlanmış bir BRICS Tahıl Borsası yok. Yeni Delhi Bildirisi, platformun kurulmasına ilişkin çalışmaların sürdürülmesini ve çalışma esaslarının görüşülmesini destekliyor.

Fakat gerçekleşirse etkisi yalnızca tarım sektörüyle sınırlı kalmayacaktır.

Çünkü gıda, 21. yüzyılda petrol ve doğal gaz kadar stratejik hale geliyor.

Ukrayna savaşı sırasında tahıl koridorlarında yaşananlar bize bunu gösterdi. İklim değişikliği, kuraklık, gübre fiyatları ve tedarik zinciri sorunları da gıda güvenliğini artık doğrudan milli güvenlik meselesine dönüştürüyor.

Enerjiyi kontrol eden dünyayı etkiler; fakat gıdayı kontrol eden toplumların hayatına dokunur.

BRICS’İN FARKI: TEK MERKEZ DEĞİL ÇOKLU ÇIKAR

BRICS’in en çok eleştirilen taraflarından biri üyelerinin birbirinden farklı olmasıdır.

Çin ile Hindistan arasında rekabet vardır. İran ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgesel öncelikleri aynı değildir. Rusya’nın güvenlik algısıyla Brezilya’nınki örtüşmez. Endonezya, Güney Afrika veya Mısır’ın ekonomik ihtiyaçları da birbirinden farklıdır.

Fakat BRICS açısından bu durum yalnızca zayıflık olarak okunmamalı.

Çünkü örgütün temel iddiası zaten ülkeleri tek bir dış politika çizgisine sokmak değildir.

Yeni Delhi Bildirisi BRICS’in “karşılıklı saygı ve anlayış, egemen eşitlik, dayanışma, demokrasi, açıklık, kapsayıcılık, iş birliği ve uzlaşı” ilkelerini yeniden vurguluyor.

Bu nedenle BRICS’i NATO benzeri askeri bir ittifak olarak okumak yanlış olur.

BRICS’in oluşturmak istediği model, farklı siyasi sistemlere ve farklı stratejik çıkarlara sahip ülkelerin belirli alanlarda ortak çıkar üretebildiği esnek bir iş birliği mimarisidir.

Belki de yeni dünyanın karakteri tam olarak budur:

Aynılaşmadan ortaklaşmak.

KÜRESEL GÜNEY ARTIK MASADA SANDALYE DEĞİL, MASANIN ŞEKLİNİ İSTİYOR

Yeni Delhi Bildirisi’nin bir başka önemli boyutu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlarda reform talebinin sürdürülmesidir. BRICS’in yaklaşımı, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerin küresel karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmesi gerektiği düşüncesine dayanıyor.

Bu aslında Küresel Güney’in geçirdiği zihinsel dönüşümü gösteriyor.

Bir dönem gelişmekte olan ülkeler mevcut uluslararası kurumlarda daha fazla sandalye talep ediyordu.

Bugün tartışma daha ileri bir noktaya taşınıyor.

Artık yalnızca masada daha fazla sandalye değil, masanın nasıl kurulacağı konusunda söz hakkı talep ediliyor.

BRICS’in uzun vadeli siyasi önemini belirleyecek olan da budur.

TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?

Türkiye açısından Yeni Delhi’de ortaya çıkan tablo dikkatle okunmalı.

Türkiye, NATO üyesidir; Avrupa ile çok büyük bir ticaret hacmine sahiptir. Aynı zamanda Rusya, Çin, Orta Asya, Kafkasya, Orta Doğu ve Körfez ülkeleriyle derin ekonomik ve stratejik ilişkilere sahiptir.

Üstelik Türkiye yalnızca coğrafi olarak değil, enerji ve ulaştırma koridorları açısından da Avrupa ile Asya arasındaki en kritik bağlantı noktalarından biridir.

Orta Koridor bunun en açık örneğidir.

Çin’den Orta Asya’ya, Hazar’dan Kafkasya’ya ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan bu hat, küresel ticaret yollarının çeşitlendirilmesinde giderek daha fazla önem kazanıyor.

Dolayısıyla Türkiye açısından BRICS meselesini “Batı mı, Doğu mu?” gibi dar bir tercihe sıkıştırmak yerine, değişen dünya ekonomisinde Türkiye’nin hangi masalarda ve hangi kurumsal mekanizmalarda yer alacağı sorusuyla değerlendirmek daha anlamlıdır.

Çünkü yeni dünya düzeninde stratejik bağımsızlık, bir merkezden kopup başka bir merkeze bağlanmak değildir.

Stratejik bağımsızlık, bütün merkezlerle ilişki kurabilecek güce ve gerektiğinde kendi kararını verebilecek kapasiteye sahip olmaktır.

Yeni Delhi’den yükselen ses bu nedenle yalnızca BRICS ülkelerine ait değildir.

Bu ses, dünya ekonomisindeki ağırlığı arttığı halde küresel karar mekanizmalarında aynı ağırlığı bulamadığını düşünen geniş bir coğrafyanın sesidir.

BRICS’in önünde hâlâ büyük sorunlar, çıkar farklılıkları ve uygulama güçlükleri bulunuyor. Yeni Delhi’de alınan her kararın hayata geçeceğinin garantisi de yok. Fakat artık görmezden gelinemeyecek bir gerçek var:

BRICS, çok kutupluluğu yalnızca anlatan bir platform olmaktan çıkıp onun kurumlarını oluşturmayı deniyor.

Ve dünya düzenlerini değiştiren şey yalnızca büyük söylemler değildir.

Kalıcı değişim, söylem kuruma; kurum sisteme dönüştüğü zaman başlar.