Bir film ismi gibi bu kelime. İtirafçı.

Halka, bulunduğu il’de veya ilçe’de veya bilmem hangi belde’de hizmet etmek için seçime giriyor, kazanıyor, makama oturuyorlar.

Oturur oturmaz da başlıyorlar zimmetlerine para geçirmeye.

Gayrı meşru işler yapmaya.

Usulsüz harcamalar yapmaya.

Gereksiz yere işçi alımı yapmaya.

Borç batağına saplıyorlar belediyeleri.

Merkezi idarenin bütçelerini har vurup harman savuruyorlar.

Vergilerle toplanan paralar uçup gidiyor.

Milyarlarca borç içinde koltukta oturuyorlar.

İçişleri bakanlığı devreye giriyor.

O yetmiyor, savcılık soruşturma açıyor.

İddianame hazırlanıyor.

İşte ne oluyorsa burada oluyor.

Öyle dudak uçuklatan harcamalar yapılmış ki, inanılmaz.

Soruşturuluyor inceden inceye.

Gözaltılar başlıyor.

Tutuklamalara geçiliyor.

İlgili başkanın parti genel başkanı itiraz ediyor:

“Hepsi yalan, hepsi iftira, hepsi siyasi”

Birden inanılmaz bir çıkış geliyor sanık durumunda sorgulanan kişiden.

Ve belediye başkanından:

Adeta kendi genel başkanını yalanlarcasına.

Oysa genel başkanın amacı yolsuzluklara, suistimallere bulaşmış belediye başkanını kurtarmakmış.

Genel başkan başka hesapta belediye başkanı başka hesapta.

Gözaltından sonra tutuklanacağını biliyor başkan.

Görünen köy kılavuz istemez meselesi.

Bildiklerini anlatacağını, konuşacağını söylüyor.

Belediyenin kasasından yani halkın parasından kimlere kıyaklık yapmış…

Kimlere araba almış…

Kimlere dalkavukluk yapmış…

Kimlere bol keseden paralar yollamış…

Kimlere dolarlar, yurolar yollamış…

“Hepsini anlatacağım” diyor.

“Ben itirafçı olmak istiyorum” diyor.

“Konuşacağım” diyor.

Demesine diyor da dananın kuyruğu işte burada kopuyor.

Nahoş itiraflar duyuluyor.

“Babaya araba için ödeme yaptım”

“Otelime genel başkan üç, beş kez geldi kaldı“ diyor.

“Kişileri usulsüz işe aldım“ diyor.

“Zimmetime para geçirdim, şimdi geri ödeyeyim“ diyor başkan.

Hani şu otel odasında sevgilisiyle basılan Uşak belediye başkanı bunları söylüyor.

İtirafçı.

En samimi şekilde anlatıyor yaptıklarını.

Yaşadıklarını.

Yanlışlarını.

Genel başkanını adeta yalanlıyor.

“Hiç biri yalan değil”

“Hiç biri iftira değil”

“Hiç biri siyasi değil”

“İddianame de ne yazıyorsa hepsi doğru” diyor.

“Ben yaptım” diyor.

Olayı yaşayan bilir.

Başkan samimi.

“Beni hapse atmayın yaptığım, yaşadığım tüm yanlışlarımı her şeyi anlatacağın” diyor ve itirafçı oluyor.

Şimdi genel başkan ne yapsın?

Üstüne üstlük bir de kamburu var Uşak belediyesi sosyal tesisler giderlerinden ödeme yalmış.

Ben demiyorum Yalım başkan diyor.

Ne olacak şimdi?

“Yalan” dedi.

Doğru çıktı.

“İftira” dedi.

Doğru çıktı.

“Siyasi” dedi.

Doğru çıktı.

Yani başkan Yalım hakkındaki suçlamaları kabul etti.

Böyle olunca da CHP genel başkanı boşa düşmüş olmuyor mu?

*. *. *.

CHP genel başkanı Özgür Özel “Adalet bakanının sayısı fazlaca olan taşınmaz mülkünün olduğunu” iddia ediyor.

Birkaç haftadır tapularının numaralarını vererek iddiasını sürdürüyor.

Evvelsi akşam da bir tv. Kanalında bu iddiasını tekrarladı.

Akın Gürlek yakın tarihe kadar cumhuriyeti baş savcısı idi.

Malum olan İBB İddianamesini hazırlayan başsavcı yani.

İster istemez insanın aklına “Özel bey Akın Gürlek’e bilerek mi yükleniyor bir tür hıncını mı çıkarıyor” diye geliyor.

Şimdi Adalet Bakanı olan Akın Gürlek :

“Öyle mülklerim yok” diyor tekraren.

Ama Özel durmuyor.

Bakanın öyle mülklerinin olduğunu tekrarlıyor.

Gürlek de Özel’i ispat etmesi için mahkemeye veriyor.

Keskin sirke küpüne zarar.

Özel partisi CHP ile öyle çıkmazlarla boğuşuyor ki bu gidişle o çıkmazlarda sıkışıp kalacağa benziyor…