Henüz Kimseyi “En Çok” Sevmedin! (Kadran 400 km, Sevgin 30 km) İnsanlığın elinde henüz aşkı ölçen bir cihaz yok. Olsaydı kan tahlili gibi önünüze koyarlardı: “Beyefendi, sevginiz 62 çıktı. Lakin 23 puanı takıntı, 11 puanı yalnızlık korkusu. Saf sevginiz için tekrar kan alacağız.”
***
Ne yazık ki böyle bir laboratuvar yok ama ölçemediği her konuda profesör kesilmek gibi şahane bir cehaletimiz var. Bizim insanımızın en komik huyu budur: Zerre kadar fikri olmadığı derin mevzularda üst perdeden konuşmak. Üç ilişki eskitip iki romantik film izleyen başlar nutuk çekmeye: “Ben hayatımda ilk kez bu kadar çok sevdim!”
***
Aman efendim, ne büyük paye! İnanın bu cümle tutku vesikası falan değildir. Garajında İtalyan spor arabası duran ama ehliyeti dün aldığı için mahalle arasında 30’la gitmeyi hız zanneden adamın hâlidir. Kadran 400’ü gösteriyor, bizimki 30’da heyecanlanıp “Aşkımdan ölüyorum!” diye yeri göğü inletiyor.
***
Evladım, daha ikinci vitestesin! İnsanlar sevgiyi bakkal defteri gibi gramla, kiloyla tartılan bir stok maddesi sanıyor. Kalp bakkal defteri değil. Ahmet 80 gram, Mehmet 120 gram, Ayşe yarım kilo sevildi diye hesap tutulmuyor.
Tüccar zihniyetiyle “En çok kimi sevdim, beni en çok kim sevdi?” hesabı yapmak kolay tabii. Oysa sevgi bir miktar değil; esneklik, idrak ve olgunlukla genişleyen bir kapasitedir.
***
Çocuk sevgiyi anasının öpücüğü sanır, genç kapı önünde gözyaşı dökmeyi, yetişkin ise kıskançlıkla birbirinin ömrünü törpülemeyi… Herkes dünyayı kendi daracık penceresinin eni kadar görür, sonra çıkıp insanlığa manzara tarifi yapar.
İşte güdük kalp biraz da budur. Sevemeyen kalp değil; sevebileceği hâlde kendi korkularının sınırında yaşayan kalp. Çocukluktan getirdiğiniz yaraların, terk edilme korkularınızın, gururunuzun ve o pek kıymetli egonuzun sadaka gibi izin verdiği birkaç kırıntıyı sunup “Ben çok sevdim” diye kasılmayın.
***
Belki çok sevdiniz. Ama neye göre çok? Kime göre çok? Daha fazlasını hiç yaşamamış olmanız, daha fazlasının olmadığı anlamına mı geliyor? İkinci çocuğu doğan anne bile şaşırıyor: “Meğer sevgi bölünmüyormuş, büyüyormuş!”
Şaheser keşif! Un çuvalı mı bu, harcandıkça bitsin? İnsan büyüdükçe, gördükçe, tanıdıkça, kendisiyle hesaplaştıkça yalnızca zihninin değil, kalbinin de sınırları genişleyebilir. Dün tahammül edemediği yakınlığa bugün alan açabilir; dün aşk sandığı bağımlılığı bugün ayırt edebilir.
***
Dolayısıyla bugün “Hayatımın aşkı” dediğiniz kişi, hayatınızın erişebileceğiniz en büyük aşkı olmayabilir. Belki yalnızca o günkü kapasitenizin ulaşabildiği en yüksek noktadır.
On yıl sonra dönüp baktığınızda o “büyük aşkın” aslında sevilmek için verdiğiniz çaresiz bir mücadele olduğunu fark edip kendi kendinize mahcup da olabilirsiniz. “Ben bunu mu aşk sanmışım?” Olur öyle.
***
İnsan 30’la giderken de saçları rüzgârda uçuşuyorsa kendini Formula 1 pilotu zannedebiliyor. Ama 30’la gidiyorsunuz diye ibre orada bitmiyor. Henüz gaza basmadınız. Asıl soru “En çok kimi sevdiniz?” değil; “Ne kadar sevebilecek bir insana dönüştünüz?”
Gerisi mi? Biraz hormon, biraz şiir… Bir de zamanında “Hayatımın aşkı” deyip bugün sokakta görseniz karşı kaldırıma geçeceğiniz insanlar. Onlar da teferruat.