Bir yakınımın Konya’daki cenazesine katılmam nedeniyle dün bir günlüğüne yazıma ara vermek zorunda kaldım. Bugün yazıp yine kısa bir süreliğine izne ayrılacağım.

Ancak yine birilerinin kulağına baştan kar suyu kaçırayım da VELVELE yapmasınlar. Gerçekten 9 Mart’a kadar İZİN YAPACAĞIM! Bulanık suda balık avlamayın.

Bir dostumuz bir yerlerden alıntı İBRETLİK bir hikaye paylaşmış! Hikaye çok etkileyici ve ders niteliğinde. “Ortaokulda öğle arası çarşıda gezerken yerde cüzdan bulmuştum, içinde epey miktarda para da, sahibinin kimliği de vardı. Şeytan dürtmüştü ‘AL PARAYI YE” diye.

Ama haram lokma yemedik elhamdülillah. Sahibini bulurlar diye karakola götürdüm. Uzun süre beklettiler beni. Tabi o esnada derse falan da geç kaldım. Zaten çocukluktan beri hep karakollardan, polislerden korkmuşumdur. İyice titremeye başlamıştım.

“Abi benim dersim var okula gitmem lazım olmaz mı?” dedim. Polis abi, “Cüzdanın sahibi bulunmuş bekle gelsin, sen verirsin diye bekletiyoruz” dedi.

Neyse koskoca polis bekle diyor. Emrine uymazsam hapse gireceğimi düşünüyorum o zamanlar, mecbur korka korka bekledim. Yarım saat sürdü gergin bekleyişim. Sonunda “Abi geldi, gel bakalım içeri" dedi polis abi. “Istırap bitti en azından hemen gireyim çıkayım da gideyim şuradan” diye söylendim.

İçeri girdiğim an sahne inanılmaz. Kırklı yaşlarında pos bıyıklı kilolu bir amca amirin önündeki sandalyede oturmuş derin derin nefes alıyor, cüzdanını bulmuş olma sevinci yerine bir kızgınlık ifadesi var suratında.

Sonra az önceki polis abi tekrar geldi üstümü aradı. 10 lira harçlığım vardı cebimde o gün için. O zamanlar büyük para benim için ama 4 simit alınıyor o paraya.

“Amirim 10 lira çıktı sadece” dedi polis. Pos bıyıklı amca ise, “Olsun ne kadar kurtarırsak kârdır” dedi aldı parayı elimden. Ben iyice şok oldum tabi; “Abi o benim harçlığım” demeye kalmadan “Sus hırsız” diye bağırdı pos bıyıklı amca; “Sus paranın kalanı nerde söyle” dedi.

Ne parası ne oluyor derken küçük bir çocuğun korkuyla yapacağı şeyi yapıp ağlamaya başladım. “Bak bir de ağlıyor hırsıza bak üste çıkacak” dedi o pos bıyıklı amca. Korkum iyice zirveye ulaşmış ne diyeceğimi de bilmiyordum. Konuşmaya da takatim yoktu. Susmayı tercih ettim, ne kadar tercih denebilirse…

Yaklaşık 1 saatten fazla olmuştu. Artık nerdeyse okul bitmek üzereydi. Servise de geç kalırsam 10 kilometre köye yürümek zorunda kalabilirdim. Yalvar yakar çıkmak istedim. Amir insaflıymış azıcık; “Bak almamış işte çocuk alsa niye getirsin buraya cüzdanı hem” dedi, zorla ikna etti adamı.

Karakoldan çıkış anım var ki, sanki nezarette 70 yıl yatmış gibiydim. Çıkar çıkmaz okula koştum, ders bitmek üzere tabi. Önce Müdür Bey bir güzel geç kalma azarı attı dinlemeden ceza verdi, sonra derse gönderdi. Sınıfa girdim ama hâlâ ayaklarım titriyor, geçtim sırama oturdum. Olay üzerine düşündüm epey süre. Hâlbuki iyilik yaptım dedim: Niye böyle oldu ki…

Aradan çok zaman geçmedi. Yine bir öğle arası çarşıdayım. Öğle namazını kıldım ama cami musalla taşında cenaze var. Öğle namazını müteakip kaldırılacak. Babam “Kimin olursa olsun katıl cenazelere” derdi. “Kişi gider rabbimin emaneti kalır onu uğurlamak üzerimize borçtur” diye…

Neyse kıldık namazı. Bizim amir gördü beni uzaktan çağırdı yanına. Görünce korktum. “Kaçsam mı?” dedim ama olmadı. Çünkü polis görünce bacaklarım otomatik titremeye başlar olmuştu korkudan. Neyse mecbur gittim yanına…

“Abi, ben suçsuzdum” dedim, o da bana “Sakin ol, kimin cenazesi bu bilmiyor musun?” dedi. Hayır demek için kafamı salladım ama desem yine başım belaya girecek. Cenazeye katıldı diye başım belaya giren ilk insan olacağım diye düşündüm.

Polis amiri, “Senin cüzdanını bulduğun adamın cenazesi bu. Kahve içerken boğulup ölmüş. Kendisini uzun zamandır tanırım, ilçenin saygın kişilerindendi. Ama birazcık aksi biriydi, sen onun cüzdanı bulduğunda cüzdanda eksik para çıktı onun dediğinden. O da senin aldığını düşündü. Dediğim dedik biridir, kolay kolay ikna edilmez biridir de, o yüzden öyle davrandı o gün sana” dedi.

“Vallahi ben almadım” dedim. “Biliyorum” dedi amir gülümseyerek. “Daha sonra hanımı arayıp söyledi, parayı evdeki ceketinde unutmuş. Seni boşuna üzdük…”

Uzaklara daldım o an. Sinirlenmek yerine aklanmış bir suçlu gibi hissettim, masumdum ve öğrenilmişti bu. Bir süre sessizlik oldu. Sonra asker selamı verip uzaklaştım yanından. Tam okula doğru yöneldim ki muhtemelen cenaze yakınlarından iki kişinin sohbeti ilişti kulağıma:

“Vay be ölümlü dünya. Ecelin ne zaman geleceği bilinmiyor”

“Sorma; Koca denizde boğulmuyor da (1 liralık) kahveden boğulup ölüyor insan…”

1 lira sözü kulağımda yankılanmaya başladı; “Yarabbi dedim, bir yetimin 1 liranın hakkını dahi unutmayan sen, bizi haramdan koru, zalim olmaktan sana sığınırım… Ben mazlum olmaya razıyım sen bizi yeter ki şaşırtma” diye kendi kendime konuştum.

Yalnız Mevla’m bilir! O 1 liralık kahvenin parası cebimden karakolda zorla alınan harçlığımla mı ödendi bilmiyorum ama hiçbir zulüm, hiçbir zalim, hiçbir kötülük karşılıksız kalmaz.

Zilzâl Suresi 7 ve 8’inci ayetlerde mealen ne güzel buyurulmuş; “Kim zerre miktarı hayır (iyilik) yapmışsa onun karşılığını görür. Kim de zerre miktarı şer (kötülük) işlemişse onun karşılığını görür” diye!

Yemek yemekten çok kul hakkı yediğimiz çağda, Rabbimiz hepimize mağfiret etsin! Allah bizlere biraz daha anlayışlı ve saygılı olmayı nasip etsin.

Emimin bu İBRETLİK hikayeyi okuyan birçoğunuz ne demek istediğimi anlamıştır. 9 Mart’ta görüşmek umuduyla, kalın sağlıcakla!