Travmaya Bağlı Uyarılma Bağımlılığı Perspektifinden İlişkiler

Bazı ilişkiler neden daha en başından zor olur? Neden bazı insanlar için aşk; huzur, güven ve sakinlik değil de sürekli bir bekleyiş, kaygı ve belirsizlik hâlidir? Daha da önemlisi, neden bizi en çok yoran ilişkilerden kopmak bu kadar güçtür?

***

Bu soruların yanıtı çoğu zaman “yanlış insan seçimi”nde değil, travmaya bağlı uyarılma bağımlılığı denen görünmez bir döngüde saklıdır. Travmayla şekillenmiş bir sinir sistemi için ilişki, yalnızca duygusal bir bağ değil, aynı zamanda bir hayatta kalma alanıdır. Belirsizlik, mesafe, ulaşılmazlık ve duygusal iniş çıkışlar beden için tanıdıktır.

Bu nedenle uzak duran partnerler daha çekici gelebilir, netlik boğucu hissedilebilir. Sürekli düşünmek, beklemek ve ilişkiyi çözmeye çalışmak çoğu zaman bağlanma sanılır. Oysa burada yaşanan şey, aşk değil; yüksek uyarılma hâlidir.

***

Duygusal olarak tutarlı, ilgili ve erişilebilir bir ilişki, travma yaşamış biri için şaşırtıcı biçimde rahatsız edici olabilir. Çünkü beden şu soruyu sorar: “Bu kadar sakinse, tehlike nerede?” Sessizlikte kaygı artar, ortada bir sorun yokken iç sıkıntısı başlar. Kişi farkında olmadan ilişkiye bir gerilim ekler ya da gerilimin olduğu yere çekilir. Huzur, herkes için tanıdık değildir.

“Ben neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?” ya da “Neden başı zor, sonu belirsiz ilişkilerin içindeyim?” soruları çoğu zaman ahlaki ya da karakterle ilgili değildir. Bu, beden hafızasıyla ilgilidir. Travmatik deneyimler sinir sistemine şunu öğretir: Sevgi belirsizlikle birlikte gelir. Bağlanmak için tetikte olmak gerekir.

***

Bu yüzden kişi bilinçli olarak acıyı seçmez; yalnızca bildiği duygusal dili tekrar eder. Travmaya bağlı uyarılma bağımlılığının olduğu ilişkilerden kopmak bu nedenle çok zordur. Çünkü bu ilişkiler yoğun duygular üretir, kişiye “canlı” hissettirir ve tanıdık bir kaos sunar.

Kişi çoğu zaman “Bu kadar zor geliyorsa, demek ki çok seviyorum” diye düşünür. Oysa bazen zor olan sevgi değil, bedenin onsuz kaldığında düştüğü boşluktur. İyileşmek, hiç zorlanmamak değildir; sakin bir ilişkide kalabilme cesaretidir.

Bu süreçte tutarlılık başta sıkıcı gelebilir, duygusal bir boşluk hissi oluşabilir ve “bir şey eksik” duygusu yükselebilir. Bu bir hata değildir. Bu, sinir sisteminin yeniden öğrenme sürecidir.

***

Aşk her zaman fırtına olmak zorunda değildir. Bazen aşk, ilk kez huzurda kalabilmektir. Eğer ilişkilerinde sürekli yoruluyorsan, sorun yanlış sevmen değil; çok uzun süre tetikte sevmek zorunda kalmış olmandır. Ve belki de en derin iyileşme, seni heyecanlandıranla sana iyi gelen arasındaki farkı fark ettiğin yerde başlar.