İç sahada çok iyi, deplasmanda ise tamamen kötü bir grafik çizmesi sebebiyle tehlike hattından güvenli uzaklığa bir türlü ulaşamayan Antalyaspor için tıpkı Fatih Karagümrük ve Kayserispor maçları gibi Rizespor sınavı da bir fırsat olarak ortaya çıktı.

Alt taraftaki takımların üst üste aldığı kötü sonuçlarla birlikte eline geçen sayısız fırsatı değerlendiremeyen Antalyaspor için Rizespor maçı bu sebeple farklı bir motivasyon olarak ortaya çıktı. Ancak henüz 10’uncu dakikada bunca zamandır yaşananların tezahürü gibi bir gol geldi. Olmayan pozisyondan kazanılan penaltı, bir anda skor avantajını Rizespor’un kucağına bıraktı. Gol atacak oyuncu da olmayınca kazanılan gol, rakipler için galibiyetin ilk işaret fişeği oluyor.

Sami Uğurlu’dan deplasman için bir formül beklemek ne kadar doğru ondan da tam olarak emin değilim, elindeki malzeme bu. Gol attırmak için elinde golcü bile yok. Öyle ki böyle bir maçta yapılabilen değişiklik sayısı da 3’te sınırlı kaldı. Kadro derinliğinin sınırlı olmasının yanında maaş ödemeleri konusunda da futbolculara yerli – yabancı ayrımının yaşatılması, başarının gelmesinin önündeki engellere bir halka daha olarak ekleniyor.

Tabii bunun yanında Antalyaspor aleyhine tereddütsüz penaltı noktasını gösteren muhteşem hakemlerimiz, rakip ceza alanı içerisinde Ballet’in ayağına basılmasını penaltı için yeterli göremeyince kaçınılmaz son daha da yaklaşıyor

Her deplasman maçından sonra benzer şeyleri yazmak can sıkıcı ama artık bu gerçeğe de alışmak gerekiyor. İçeride alınabilecek puanlar, alınacak. Dışarıda mucize puan gelirse ne ala… Gelmezse rakiplerin kaybetmesi beklenecek. İç sahadaki maç için de yine iş taraftara düşecek, Gaziantep FK maçında kazanacak atmosferi yaratması istenecek. Böyle geldi, böyle gidecek.