EMDR hakkında en yaygın yanlış anlamalardan biri, kişinin travmasını tekrar tekrar yaşadığı düşüncesidir. Oysa EMDR'nin amacı kişiyi yeniden yaralamak değildir.
***
Düşünün ki yıllar önce yaşanmış bir fırtınada eviniz yıkılmış olsun. O günün ardından evin enkazı olduğu yerde bırakılmış. Her gün işe giderken o enkazın yanından geçiyorsunuz. Yıllar geçmiş olsa da görüntü hala acı veriyor.
***
EMDR, sizi yeniden fırtınanın içine göndermek değildir. EMDR, enkazın başına gidip taşları tek tek kaldırmak, ne olduğunu anlamak ve sonunda o alanı yeniden düzenlemektir. Fırtına yaşanmıştır. Ama artık bitmiştir.
***
EMDR sırasında danışan travmatik anıyı hatırlarken terapist tarafından yönlendirilen çift yönlü uyarım uygulanır. Bu göz hareketleri, dokunsal uyarılar veya sesler şeklinde olabilir. Araştırmacılar bu sürecin beynin doğal bilgi işleme sistemini harekete geçirdiğini düşünmektedir.
***
Bazı bilim insanları bu mekanizmanın REM uykusuna benzediğini öne sürmektedir. REM uykusu sırasında gözler hızlı hareket eder ve gün boyunca yaşanan deneyimler işlenir.
Sanki beyin gece vardiyasına çıkmış bir arşiv memuru gibi çalışır. Dağınık dosyaları düzenler. Eksik klasörleri tamamlar. Yanlış yere bırakılmış kayıtları ait oldukları yere taşır.
***
EMDR, beynin bu doğal düzenleme mekanizmasını terapi odasında yeniden harekete geçtiği yerdir. EMDR'nin en dikkat çekici yönlerinden biri anıları silmeye çalışmamasıdır. Yaşananlar yaşanmıştır. Geçmiş değişmez. Fakat geçmişe baktığımız yer değişir.
***
Bir zamanlar kişiyi boğan anı, zamanla sadece hayat hikâyesinin bir parçası hâline gelir. Danışanlar sıklıkla şu cümleleri kurarlar: "Hatırlıyorum ama eskisi kadar acıtmıyor", "Yaşandı ama artık içimde değil", "Beni yönetmiyor." Bu ifadeler aslında EMDR'nin özünü anlatır.
***
Çünkü iyileşmek unutmak değildir. İyileşmek, hatırladığında artık parçalanmamaktır. Bazen insanın ihtiyacı olan şey geçmişini silmek değil, geçmişinin artık bugünü yönetmediği bir özgürlüktür.
EMDR, tam da bu özgürlüğe giden yolların birini sunar.