Yalnızlık denildiğinde çoğumuzun aklına tek başına geçirilen akşamlar, sessiz evler ya da paylaşacak kimsenin olmaması gelir. Oysa modern zamanların en ağır yalnızlık biçimi, bir ilişkinin içindeyken yaşanan yalnızlıktır. Yan yana uyuyup, aynı masada oturup, aynı hayatı paylaşıyor gibi görünüp içten içe ayrı düşmek…

***

İlişkide yalnızlık, dışarıdan fark edilmesi zor, hatta çoğu zaman inkâr edilen bir duygudur. Çünkü “bir ilişkim var” demek, yalnız olmadığını varsaymak için yeterli kabul edilir. Oysa insan ruhu, fiziksel varlıktan çok duygusal temasa ihtiyaç duyar.

***

Yan Yana Olmak Yetmez

Birlikte geçirilen zamanın artması, her zaman yakınlığı artırmaz. Aynı evde yaşayan, aynı hayatı paylaşan çiftlerin birbirine yabancılaştığını görmek artık şaşırtıcı değil. Günlük konuşmalar çoğu zaman işlevseldir:

“Yemek hazır mı?”,

“Yarın kaçta çıkacaksın?”,

“Faturayı sen mi ödeyeceksin?”

***

Bu tür konuşmalar hayatı yürütür ama ilişkiyi beslemez. İlişkiyi besleyen şey; duyguların, kaygıların, kırgınlıkların ve sevinçlerin paylaşılmasıdır. İşte tam da bu noktada, ilişkide yalnızlık başlar. Çünkü kişi anlatır ama karşılık bulamaz, hisseder ama görülmez.

***

“Sorun Yok” Denilen İlişkilerde Birikenler

İlişkide yalnızlık çoğu zaman büyük kavgalarla değil, küçük sessizliklerle büyür.

Konuşulmayan bir kırgınlık, geçiştirilen bir ihtiyaç, ertelenen bir yüzleşme…

“Büyütmeyeyim”,

“Şimdi zamanı değil”,

“Zaten anlamayacak”

***

Bu cümleler tekrarlandıkça, kişi kendi iç dünyasında yalnızlaşır. Bir süre sonra ilişki devam ediyor gibi görünse de duygusal bağ zayıflar. Çünkü insan, en çok anlatamadığı yerde yorulur.