Özellikle İstanbul’daki Başsavcılık görevinde yaptığı operasyonlarla adından o kadar çok söz ettirdi ki; belki bir kesim kendisine kızıp tepki gösterdi, bazıları içten içe diş biledi, bazıları deyim yerindeyse yumruklarını sıkarak sıranın kendilerine gelmesini bekledi, bazıları ise adeta bir kahraman yaratma peşine düştü.
Hangi kesime bakarsanız bakın, elbette kendilerine göre bir takım haklı ya da haksız sebepleri olabilir. Çünkü hem herkesin bakış açısı farklıdır hem de “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı hâkim olduğu için ortaya çıkan farklı yorumlar şaşırtıcı sayılmaz.
***
Ama bir gerçek var ki; dokunulamayanlara dokunabilmek her babayiğidin harcı olamaz. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek de o babayiğitlerden biri olarak, bugünlerde en çok konuştuğumuz isimlerden. Her ne kadar milletin kürsüsünü işgal ederek yemin etmesini bile engellemeye çalışanlar olsa da, beyhude çabalarının boşa çıktığına şahit olmaya devam ediyoruz.
İşin ilginç yanı, bu çabalar boşa çıkarken acemi genel başkanların taca çıkması. Özellikle sürekli söylediklerinin fos çıkması, o genel başkanın toplum karşısında ne kadar küçük düştüğünü görmek açısından ibretlik.
***
Beni asıl şaşırtan bunlar değil. Herkes fıtratının gereğini yapar. Asıl şaşırtan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bazı televizyon programlarında yaptığı açıklamalar. O açıklamaları dikkatle dinlediğinizde, “işin mutfağından gelmenin” farkı o kadar güzel ortaya çıkıyor ki “işte olması gereken bu” diyebiliyorsunuz.
Mesela Bakan Gürlek bir programda uzun yıllar süren boşanma ve tahliye davalarını örnek vererek şunları söyledi: “Sen 8 yıldan bu yana boşanma davasını niye bitiremiyorsun? Makul bir gerekçe sunamıyorsa sonuçlarına katlanacak. Kira tespit davası neden 4 yıl sürsün, tahliye davaları niçin 5 yıl sürsün?” Bu mesaj, adeta herkese gözdağı verdi. Aslında bu bir gözdağı değil; olması gereken durum.
***
Ha, bu arada vatandaş 4-5 yıl sürecek dava için can feda diyebilir. Yıllarca devam edip babadan oğula, hatta toruna geçen davalar var. İnşallah bu durum, Bakan Gürlek zamanında son bulur ve milletin adalete olan inancı ve güveni yeniden tesis edilir.
Olay sadece davaların süresiyle de sınırlı olmamalı. Bazı mahkemelerde hakim ve savcıların davranış biçimleri de ele alınmalı. “Küçük dağları ben yarattım” havası bitmeli. O koltuklarda oturan kişilerin, milletin emanetine layık ve devletin güvenini boşa çıkarmayacak şekilde hareket etmeleri gerektiği çok iyi öğretilmeli.
Ben inanıyorum; Bakan Akın Gürlek İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken belirli oranda fincancı katırını ürküttüyse, bakanlığı döneminde bu sayı daha da artacaktır.
***
Bu arada “işin mutfağından gelmek” derken, Sayın Bakan elbette biliyordur ama yine de hatırlatmakta fayda var. Hepimizin malumu olduğu üzere bu ülkede atanamayan öğretmenler problemi var. Şimdi benzer bir durum hukukçularda ortaya çıkıyor.
Hukuk Fakültesi mezunu gençlerimizin mesleklerini yapabilmeleri için “HMGS” sınavı diye bir uygulama getirildi. Sebebi, gerekçesi ve uygulanabilirliği tartışmalı bu sınav, evlatlarımızın kabusu oldu. Ne soruların dersle ilgisi var ne de uygulama şekli akılla izah edilebilir. Hele mezun olduktan sonra stajın sınav bekletilerek başlaması, çocukları tam 6 ay bekletecek. 6 ay sonra başarılı olsa bile, sınav ortalamaları göz önüne alındığında bekleyen çok daha fazla kişi olacak. Bu da meslekten soğumalarına yol açıyor.
***
Meslekte yığılmanın önüne geçilecekse, okullardaki kontenjanlar düşürülsün, fakülte giriş puanları yükselsin. Okula başladıktan sonra karşısına sınav sendromu çıkan ve 26 Nisan’da yeniden ter dökecek çocuklar, umudunu size bağladılar. Açıkçası hem staj mağduriyetinin giderilmesi, hem baraj puanlarının daha aşağı çekilmesi, hem de soruların eğitim aldıkları alan üzerinden hazırlanması beklentinin özeti.
SON SÖZ
Milletin malını çalıp, kamunun ve tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenlerin karşısına çıkarak büyük bir kesimden hayır dua aldıysanız, şimdi de sıra mağdur evlatlarımızın duasını almak olsun.