Bugün sizler için, istemediğim bir konuyu kaleme alacağım. Çünkü içeriği, anlatılanları ve yargıya intikal eden bölümleriyle gerçekten +18’lik bir dosyadan söz ediyoruz.
Bu nedenle daha yazının başında özellikle uyarmak istiyorum; Lütfen ÇOCUKLARA OKUTMAYIN! Hele kız çocuklarınız varsa, onların yanında bahsini dahi açmayın. Çünkü soruşturma dosyasına yansıyan iddialar ve ifadeler insanın midesini bulandıracak cinsten.
Doğrusunu söylemek gerekirse yazmak için elim varmadı. Hepsi İDDİA!
Ancak dosyada adı geçenlerin, iddiaların ve özellikle genç kızların ifadelerine yansıyanları okudukça, İKİ KIZ BABASI olarak beynimden vurulmuşa döndüm. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Yazıma konu olan mevzu bir süredir kamuoyunu meşgul eden Antalya Büyükşehir Beledisi ile bir iştirakinde yaşandığı İDDİA edilen FUHUŞ olayları zinciri.

Olaylar, verilen ifadeler ve itirafçıların anlattıkları İDDİA bile olsa yazmaya karar verdim. Tam da böyle duygular içerisindeyken meslektaşım Osman Diyadin’in ‘SORMAK GEREKİR...’ başlıklı yazısını okudum.Okuyunca düşündüm; Evet, gerçekten sormak gerekiyor.Hem de yüksek sesle!
Biraz Osman Diyadin’in ortaya koyduğu sorular, biraz da benim penceremden bakalım.
Çünkü mesele yalnızca soruşturmanın şüphelileriyle sınırlı değil.
Asıl soru şu; Bütün bunların yaşandığı iddia edilirken Antalya’da kim ne yapıyordu?Türkiye'nin turizm cenneti Antalya'da böylesine ağır iddialar gündeme gelirken bu şehri yönetenler, siyaset yapanlar, STK’lar, kentin etkili ve yetkili isimleri neredeydi?
Hiçbir şeyden mi haberiniz yoktu? Hiçbir şey mi duymadınız?
Soruşturma dosyasına yansıyan küçük yaştaki kızlarla ilgili vahim iddialar doğruysa, bütün bunlar nasıl yaşandı?Bu insanlar uzaydan mı geldi?
Muhittin Böcek ve çevresindeki bazı isimler hakkında ortaya atılan bu ağır iddialarla ilgili kim ne biliyordu? Kim sustu? Kim görmezden geldi? Varsa kim korudu? Bu çirkinliklerden haberdar olup da neden çıkıp konuşan bir Allah’ın kulu olmadı? Neden yargı devreye girene kadar kimsenin sesi çıkmadı?
İşte benim asıl üzerinde durduğum nokta burasıdır. Eğer birileri bütün bunlardan haberdardı ve çıkarı, makamı, koltuğu ya da siyasi hesabı uğruna sustuysa, kusura bakmasın; O sessizliğin de bir vebali vardır!
Herkes kendi vicdanına dönüp bakmalıdır.Bugün mesele parti meselesi değildir. Mesele Antalya'dır. Mesele bu şehirde yaşayan çocuklarımızdır. Mesele yarın torunlarımıza nasıl bir Antalya bırakacağımızdır.
Ve diyeceğim şu ki; Antalya'nın KÖKLÜ BİR TEMİZLİĞE ihtiyacı var. Kim suç işlemişse, kim suça göz yummuşsa, kim bildiği halde susmuşsa; bunların ortaya çıkarılması hukuk devletinin görevidir.
Antalya’nın BAĞIRSAKLARI TEMİZLENMELİ! Bunun için vakit çok geç değil. Böylesine AHLAKİ bir TEMİZLİK için VİCDANI olan ve elini taşın koymak isteyen herkesin bildiklerini anlatması gerekir.
Ben inanıyorum ki bu memlekette VİCDANLI, EHLİ MÜSLÜMAN binlerce insan var. Bunların içinden birileri mutlaka çıkıp en azından kendi çoluğu çocuğu için son noktayı koymalıdır.
İşte bu saydığım özelliklere sahip insanların bu noktada yapması gereken tek şey güvenlik güçlerimizin ve bağımsız yargının işini sonuna kadar yapabilmesinin önünü açmaktır. Çünkü bu şehir hepimizin.
Yarın bu sokaklarda bizim evlatlarımız, bizim torunlarımız yaşayacak.Onlara şaibelerle, suskunluklarla ve kirli ilişkilerle anılan bir şehir değil;pırıl pırıl bir Antalya bırakmak istemez misiniz?
Ben isterim.Hem de her şeyden çok.
Velhasıl velkelam; “Kız anadan görmeyince sofra kaldırmaz, oğul babadan görmeyince sofra salmaz” demiş atalarımız. M. Kemal Atatürk ise, “Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar” diyerek çocuğun önemini anlatmış. Tabi anlayana!