Sizler, yaşı otuz’un altında olanlar 12 Eylül öncesi ve o günü ve sonrasında olanları siz nereden bileceksiniz.

Süleyman Demirel hükümetine, ülkede asayişi yeteri kadar sağlayamadıkları gerekçesiyle 12 Mart 1971 de askeri muhtırası verildikten sonra ülkede anormal bir anarşi hakim olmaya başladı.

Siyasi liderler ki bu gün hepsi merhum oldular, birbirleriyle anormal şekilde hasmane tutum içindeydiler.

Hükümet olma krizi yaşanıyordu.

Koalisyonlar, Milliyetçi cephe oluşturmaları falan derken altı yedi ayda bir ülkede genel seçimler oluyordu.

Ülke hem siyasi hem ekonomi hem asayiş yönünden krizler yaşıyordu.

Bülent Ecevit bir yanda Süleyman Demirel bir yanda, Alparslan Türkeş bir yanda, Necmettin Erbakan bir yanda, derken aşırı sağcılar, aşırı solcular birbirleriyle atışırlarken bunu fırsat bilen yabancı istihbarat örgütleri ülkede cirit atıyor, gençleri ve özellikle üniversite gençliğini kışkırtıyor, ellerine tabancaları verip sağcılar, solcular, koministler faşistler, aydınlar, gericiler, akıncılar, ülkücüler gibi benzetme, suçlama, karalama, kayırma, savunma tercihleri ile birbirlerine karşı kin güttürüyorlardı.

Her gece sokaklarda ölüm kol geziyordu.

Birbirlerine zıt düşünce kutuplar birbirlerini öldürüyorlardı.

Evler taranıyordu.

Kahvehaneler kurşunlanıyordu.işyerleri sabah geç açılıyor akşam erken kapatılıyordu.

İnsanlar siyasi düşünceleri nedeniyle birbirlerine güvenemiyorlardı.

Sokaklarda aniden birkaç genç tarafından insanın önü kesiliyor “Sağcı-solcu” sorgusuna tabi tutuluyorlardı.

Anne babalar üniversite gençliğinin bu durumunu görünce çocuklarını üniversiteye yollamıyorlardı.

O zamanlar ülkede bu kadar çok sayıda ve her şehirde üniversite yoktu.

Nüfusu çok olan beş on ilde üniversite vardı ve yüksek öğretim okumak isteyenler bu şehirlere gidip sınav oluyor, kazanırlarsa bu illerde okuma imkanı buluyorlardı.

Öğrenci yurtları siyasi reaksiyonlara bölünmüştü.

Ev sahipleri korkularından üniversite öğrencilerine evlerini kiraya vermiyorlardı çünkü evleri siyasi görüşleri nedeniyle kurşunlanabiliyordu.

Hergün ülke genelinde hemen her ilde siyasi çarpışma ve görüşler nedeniyle altı yedi kişi öldürülüyordu.

Millet usanmış, korkmuş, ümitsizliğe düşmüş olarak askeri darbe yapılsın istiyordu.

Polisler, öğretmenler, üniversite öğretim üyeleri, kimi devlet memurları, işçiler, işverenler siyasi kamplaşma içine girmişlerdi.

Üniversite olan illerde hergün sokaklarda sloganlar atarak yürüyüşler oluyor anarşi ülkede kol geziyordu.

Genel seçimler çare olmuyor, sık sık hükümetler istifa ediyor, yeni seçim yapılıyor ama istikrar sağlanamıyordu.

Sendikalar, işçi örgütleri, memur örgütleri birbirlerine düşman gibi olmuşlardı.

Halk “ülkeyi bu çıkmazdan ancak Ordu darbe yaparak terörden kurtarır”mantığıyla askeri darbe yapmaya davet ediyordu.

Ve nihayet o gün geldi.

“Darbe yapılması hak edilsin diye kargaşanın iyice artmasını bekledik” mealinde bir açıklama ile 12 Eylül günü sabaha karşı Türk silahlı kuvvetleri siyasi yönetime el koyarak askeri darbeyi gerçeklerdi.

Meclisi kapattı.

Siyasi liderleri gözaltına aldı.

Millet derin bir “ooohhh” çekmişti.

Çekmişti ama ardından:

“Bir sağdan bir soldan idam ettik” diye bir açıklama ile kırka yakın genç siyasi görüşleri nedeniyle idam edildiler.

Sıkıyönetim ülkede iki yıl sürdü.

Sokağa çıkma yasakları devam etti.

Her yerde her sokakta her meydanda her cade de askerler hakimdi.

Binlerce genç insan cezaevlerine kondu.

Siyasi düşünce insanı öldürmeye dönüşünce orası mecburi ikamet yeri oldu.

Uzun yıllar siyasi görüşleri nedeniyle gençler mahpus oldular.

Haklı haksız aranmadan tıkıldılar cezaevine.

Yazılacak, anlatılacak o kadar çok şeyler var ki…

Ancak o günleri, o yılları o acıları yaşayanlar bilir.

Şimdi, ey millet ey gençlik !

Yaşadığınız bu günlerin kıymetini bilmeyen gençlere tavsiyem odurki, ülkenizin, devletinizin, milletinizin, bayrağınızın ve özgürlüğünüzün ve en önemlisi bu güzellikleri size sağlayan önce devletinizin, hükümetinizin, ailenizin kıymetini bilin.

Çok kritik ayların ve yılların şahidi olacaksınız.

Bizi, seni, beni farklı düşünce, inanç ve görüşlerimiz nedeniyle ayrıştırmaya kalkacak olanlara asla ve sakın fırsat vermeyin.

Bir olun, beraber olun, birlikte olun ve geleceğe güvenle ve birbirinize sahip çıkarak el ele, omuz omuza, yanyana olarak yürüyün.

Unutmayın ki BİRLİKTEN KUVVET DOĞAR.