NATO toplantısı için otuz iki ülke liderleri geldiler.

Yediler, içtiler, başkenti gezdiler ve konuştular.

Kuzey Atlantik Paktının önemi dile getirildi bu toplantıda.

“İttifak güç kaybetti”

“İttifak kan kaybetti”

“İttifakın önemi kalmadı” derken birden Rusya Ukrayna savaşı patladı.

Avrupa’yı telaş sardı.

Rus korkusu öne çıktı.

Derken NATO’nun önemi birden tavan yaptı.

Şimdi ittifak üyelerinin hepsi Ankara’da bir aradalar.

NATO’nun varlığı ve gücü tartışıldı.

Bugüne dek “şöyle oldu böyle oldu” falan filan denildi.

“Bundan sonra ne yapmalıyız?” diye fikir teatisinde bulundular.

Kararlar sabitlendi.

İmzalar atıldı.

Soykırım baş destekçisi meczup ABD lideri Trump:

“Erdoğan’ın hatırı için geldim, yoksa gelmezdim” diyerek Erdoğan’ı öne çıkardı.

Dünyanın önde gelen ülkelerinin liderleri buradalardı.

Hepsi seçilmiş devlet başkanları veya hükümet başkanlarıydı.

Önemli kişilerdi.

Ne söyleyecekleri hep merak edilir ve söyledikleri hep öne çıkar.

Kısaca, onca ülkenin onca liderlerini gördük.

İçlerinde gerçek anlamda kim liderlik vasıflarını taşıyordu?

Eğri oturup doğru konuşalım.

“Sezarın hakkını Sezara verelim”

Dünya’ya meydan okuyan, her fırsatta onu bunu küçümseyen, laf atan, görmezden gelen, bildiğini yapan, kimseyi dinlemeyen, sabah başka, akşam başka konuşan, bir dediği bir dediğini tutmayan ABD başkanı Trump mı büyük bir lider?

İneceği uçağın merdivenlerinin başında açık olan uçak kapısının önünde karısından tokat yiyen Fransa lideri Macron mu lider?

Siyonist, katliamcı ve soykırımcı insan kasabı Netsnyahu’ya destek veren Almanya lideri mi?

Uzun yıllardır ülkesinde istikrar ve huzur olmayan, sık sık başbakanları değişen Krallık sevdalısı İngiltere başkanı mı lider?

Ülkesinin topraklarını ABD yapımı birazcık bomba ve silah alacak diye Trump’a satan Ukraynalı Zelenski mi lider?

Rus korkusuyla bir oldu bitti ile NATO’ya dahil edilen İsveç lideri mi?

Hollanda lideri mi?

Yoksa İtalyan bayan Meloni mı büyük lider?

Yoksa Kanada lideri mi?

Tek tek ufak tefek ülke ve başkanlarını saymayayım artık.

Liderlik vasıfları olmayan, kimi ekonomik gücüyle kimi silah gücüyle kimi tarihi gücüyle kimi devlet olma özelliğiyle kimi siyasi olarak seçilmişliğiyle ülkelerinin lideri konumundalar.

Hangi koşullarda liderlik ünvanı ile anılıyorlar?

Başarıları ne?

Ortaya koydukları veya öne çıkan övülmeye değer lider olma vasfını kazanacak ne yapmışlar da şimdi lider konumundalar?

Ve bunlar kaç yıldır ülkelerinin başındalar ve insanlığa katkı anlamında başarıları nedir?

Lafı döndürüp dolaştırmanın bir manası yok.

Erdoğan’ın, batının önünde diz çökmüş, ekonomisi tükenmiş, askeri her türlü batıya bağımlı, terörle başedemeyen, siyaseti yıkılmış, eski ve köhnemiş yapısıyla kendine bile yeterli olmayan bir ülke konumunda olan Türkiye’yi yirmi yılda ayağa kaldırmış, son beş yılda ülkesini muasır devletler seviyesine taşımış, terörü bitirmiş, yeraltı ve yer üstü bütün kaynaklarına el atmış ve ekonomiye kazandırmış, halkının hayatını kolaylaştıran tüm yatırımları yapmış, askerin ihtiyaç duyduğu tüm araç gereçleri üretmeye başlamış bir ülke konumuna getirmiş bir lider olarak Erdoğan mı gerçek anlamda bir liderdir yoksa seçilip koltuğa yapışıp kalan sözde liderler mi?

Kısa ve olarak, ABD başkanı ne diyor:

“Erdoğan saygı duyulan bir lider”

Daha güçlü bir Türkiye daha güçlü bir Erdoğan ile daha güçlü bir NATO varlığı olacaktır.

Bundan emin olun ve karamsar hava estirenlere kulak asmayın…