"Habis ur" tıpta kullanılan, "Kötü huylu tümör" anlamına gelen bir deyimdir.
İnsan vücudunda oluşmuş ve tedavisi mümkün olmayan veya az olan, mikropların oluşturduğu tümörler bütünü, birikimidir.
Bu ur vücudu koruyan antikorları, vitaminleri, mineralleri ve antitoksinleri etkisiz hale getirerek vücudun tamamına yayılarak vücudu ele geçirmek ister.
Bu ur, enerjisi yüksek, birçok yönden güçlü olan bedenin tam orta yerine, göbeğine zerk edilmiş yıllar önce.
Habis ur zerk edildiği günden itibaren usul usul, en önce kendi çevresine yayılmaya, sonra zerk edildiği yeri etkisizleştirmeye başlamış.
Sonra gücünü artırarak çevresine yayılmaya girişmiş.
Böylece ur gün geçtikçe büyümüş bedenin içinde.
Büyüyerek ve de bu arada ur’un büyümesine katkı sağlamak için dışarıdan, yeniden vücudu etkisizleştirecek girişimlerde bulunulmuş.
Ur’un büyümesinin durdurulmaması, engellenmemesi için şırınga ile yeni ve bedeni güçsüz bırakacak ilaçlar şırınga edilmiş vücuda.
Zamanla ur kontrolden çıkmaya başlamış.
Zaten bu ur'un bedene yerleştirilmesinin ana sebebi de buymuş.
Vücudun direnci düşmüş.
Gün geçtikçe zayıflamış.
Ur'un büyümesi vücudu tamamen ele geçirmesi için yeni katkılar yapılmış.
Şöyle ki, en önce ur'un çevresinde ameliyatlara girişildi.
Güçlü organlar zayıflatıldı.
"Bunlar yeni ve vücudu güçlendirecek" denilerek aksine vücudu halsiz bırakacak yeni yöntemler ile ur'un çevresindeki organlar deforme edildi.
Ana yapısı bozduruldu.
Vücuda verilen, sözde "Destekleyici mineraller" aksine bedeni zayıflatıyor, kıpırdayamaz hale getiriyordu.
Vücut bunun farkına varsa da beyin uyuşturulduğu için vücuda sahip olamıyordu.
Dil, vücudun isyanlarını anlatmakta zorlanıyordu.
Ayaklar başa isyan edip, ayaklar başın yerini alıp o nereye giderse vücudu da oraya taşımaya başlamıştı artık.
Ur sürekli güçlendirilerek bedene hakim olmaya başladı.
Yayılması, genişlemesi, içinde bulunduğu bedeni ele geçirmesi ve sözde güçlü olması sağlanır ur’un.
Beden de birlikte var olma, göstermelik güç kaynakları ile vücuda tekrar tekrar yeni zerkler yapılır.
Bu yapılan katkılar bedeni sağlamlaştırma tedavileri gibi gözükse de aslında ur'un daha da büyümesi, genişlemesi ve yayılması için yapılan girişimlerdi.
Yapılan bu yeni zerkler tamamen ur'un lehine yapılmış ve yapılmakta olan çabalardı.
Ur, ne yazık ki artık durdurulamaz hale gelmiş, vücuda iyice yerleşmiş durumda.
Genişmelesi durdurulamıyor.
Yayılması engellenemiyor.
Çünkü dışarıdan olağanüstü her türlü destek ve takviye şırıngaları ile bedenin tamamen ele geçirilmesi gerektiği için ur amacına uygun olarak kendisini vücuda zerk edenlere ve destek hücre yenilemesi yapanlara minnettar olarak büyümeye devam ediyor.
Bu ur'un yayılması, genişlemesi ve diğer yan hücreleri ve organları ele geçirmesi ne zamana kadar devam eder veya sürer bu şimdilik meçhul.
Vücudun bu ur’dan kurtulması için temel ögesi olan beyin ve kalbi, elleri, ayakları, gözleri, kulakları ve ağzına hakim olarak spora başlaması lazım.
Vücut, bedenin organlarına hep bir elden, tüm organlar tarafından birlik içinde hareket eder, spora birlikte başlanırsa bedendeki bu hareketlilik ve sıcaklık ile beden kendini yenilemeye başlar, güçlenir.
İşte o zaman ur içten içe çöker, küçülür, erir ve vücut kendine sahip çıkar.
Bu durumda o habis ur ve onu vücuda zerk edenler perişan olur, kendi kabuklarına çekilirler.
Beden de kendi içinde güçlenir ve o zaman bu habis ur'dan kurtulmuş olur.
Hiçbir hastalık yok ki çaresi var olmasın…