Onlarca yıl geçmiş o günlerden bu günlere.

Tam yüz altı yıl.
Ulusal egemenliğimizi ele geçirmişler biz savaşı kazanınca.
Onlar ne derse o olmaya başlamış sonraları.
Biz de kendi kendimizi oyalıyorduk özgürüz diye.
Oysa adamlar devletimizin her hücresine sızmışlar.
Ne zaman ki kendilerini zora sokacak birileri başa geçecek, o zaman ne yapıp edip “Bizim çocukları” hemen devreye sokmuşlar.
Sözde Ulusal egemenliğimiz varmış.
Bağımsızmışız.
Oyalandık sözlerle.
Türklüğümüzle övüldük Müslümanlığımızla avutulduk.
Bir şekilde bağımlıydık her sahada onlara.
Kıpırdayamaz haldeydik.
Görünmez bir bağ ile bağlıydık batıya.
“Medeni Avrupa” bizi kıskıvrak yakalamıştı.
Dünya devi Amerika büyük aşkımızdı.
Onlarsız yapamıyorduk.
Onlar ne derse o oluyordu.
Sonra birden biri çıktı, dirsek çevirdi, dik durdu ama diklenmeden herşeyi bize göre ayarladı.
Şaşırttı onları ve susturdu.
Özümüze dönme oldu onunla.
Kendimize geldik.
Sonra yavaş yavaş işler, yapılar, gidişatlar değişmeye başladı.
Nasıl mı?
Onların takdiğini uygulayarak başarıldı onlardanmışız gibi davranarak.
Derken bağlar koparıldı.
Ulusal kimliğe geçiş oldu.
Egemenliğimizi ele geçirdik.
Biz ileri atılırken onlar şaşkın şaşkın ardımızdan bakakaldılar.
Ulusal egemenliğimizi ele geçirdik yüz altı yıl sonra.
İşte tam bu zamanda çocuklarımız aklımıza geldi.
Teknolojiyi gözardı etmiştik.
Ulusal egemenliğimizi kurtaralım derken meğer geleceğimizi ihmal etmişiz.
Sokakta oynayan çocuklarımız odalarında kaybolmuşlar.
Farkında değildik yavrularımızın varlığından.
Taki şu iki vahim olay olana dek.
Birden çocuklarımızın farkına vardık.
Çocuğumuzun olduğunu öğrendik.
İhmal ettiğimiz can varlıklarımızı öyle tuzaklarla ele geçirmişlerki, anlayamadık.
Oyun oynuyor, ders çalışıyor odasında sanırken oyuna getirilmişler çocuklarımız.
Canavar ruha dönüştürmüşler.
Cani olmayı hedeflemiş, öğretmişler.
Milli bayramlarda al bayrağımızı sallayan çocuklarımız gitmiş silah kullanan çocuklar gelmişler.
Ulusal egemenliğe kavuşurken çocuk bayramlarımızı korkuyla kutlamaya çalışıyoruz.
Akran zorbalığını “Çocukça işler” diye geçiştirdik.
Öğrenci katilleri okulda elleri silahlı, bıçaklı görür olduk.
Büluğ çağı çılgınlıkları maalesef çocuk katilleri ortaya çıkardı.
Dijital çağ oyunları çocukları sokaklardan alıp oyun salonlarına ve evdeki özel odalarına çekti.
Hayal bile edemeyeceğimiz gerçeklerle yüzyüze gelince aklımız başımıza geldi.
“Bir musibat bin nasihattan iyidir” sözü gerçek oldu.
Uyandık.
Çocuklarımıza sarıldık şimdi.
Artık daha tedbirli ve daha temkinliyiz çocuklarımıza.
Artık hem Ulusal egemenliğimizi hem çocuklarımıza sahip çıkmaya başladık.
İşte şimdi Ulusal egemenlik ve Çocuk bayramımızı rahatlıkla kutlayabiliriz.
Ulusal egemenlik ve çocuk bayramımız
hepimize kutlu olsun.