Dün özel işlerim ve bazı görüşmelerim nedeniyle şehre dair bir şeyler yazmadım. Çünkü birkaç saatliğine de loşa gündemi elimden kaçırdım. Hal böyle olunca konu bulamadım.

Ancak zaman zaman köşeme konuk ettiğim eski MHP İl Başkanlarından Mustafa Akar’ın ‘OMURGALI DİK DURUŞ’ konulu yazısını bu vesile ile sizlerle paylaşmak istedim

Bakalım sevgili Başkan bu konuda ne demiş, kimlere ders vermiş? Bir solukta okunacak bu yazı günümüzde bir çok kişi için geçerli olabilecek bir yol haritası gibi.

“Yaşadığımız şu çıkarcı menfaat dünyasında omurgalı ve dik duruşlu insanlara bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Çevremize baktığımızda; Siyasette, ticarette, bürokraside, hayatın her alanında o kadar kişiliksiz, menfaatçi, taklacı, yalaka, kısacası OMURGASIZ ve DİK DURUŞSUZ mahlukat çoğaldı ki insan baktıkça insanlığından utanıyor.

Herkese ayrı telden çalan, gelene ağam- gidene paşam diyerek nabza göre şerbet veren, arkadaşının yüzüne gülerek arkasından kuyusunu kazan, iki yüzlü, yalan söylemeyi meslek haline getiren, verdiği sözü unutan tiplerden Allah hepimizi uzak tutsun inşallah.

Kur-an’ı Kerim ayetlerinde, ‘Kainatın en şerefli mahluku’ olarak nitelendirdiği insanı tasarlarken, omurgayı esas almış.! Dik dursun, eğilmesin, bükülmesin, kırılmasın diye. Allah, o harika yaratığı, bir omurga üzerinde biçimlendirmiş!

Bugün kişilerin büyük bir bölümü, çıkar beklentisi ile, özgüven eksikliği içinde. Değer yargılarının çarpıklığı nedeniyle, olaylar karşısında dik duruş sergileyemiyor maalesef.

Yalakaca davranıyor, dış destek arıyor, gerçek görüşünü açıklayamıyor, takıyye yapıyor, bazı çevrelerin sözcülüğüne soyunuyor, kendinden güçsüz gördüklerine karşı efeleniyor, güçlüler karşısında ezilip büzülüyor, havaya göre yelken açıyor.

Dik olmak için kendi ayaklarının üstünde durabileceksin, çalışkan olacaksın, üreteceksin, haksızlığa karşı elinden geldiğince mücadeleni vereceksin.

Köşe dönücü, çıkarcı davranışlarla, çarpık değer yargıları ile bir insan dik duruş sergileyemez.

Omurgalı olamayanların İPLERİ başkalarının elinde olduğu sürece, DİK DURUŞ sergileyemezler.

Sergilemeye kalkışanların da İPLERİ hemen ÇEKİLİVERİR, veya kişi YATAY DURUŞA geçirilir. Bunun örneklerini politikada, bürokraside, medyada, üniversitelerde velhasıl hayatın her alanında her gün görüyor ve gözlemliyoruz.

Gerçek kişisel değerleri olmayanların, uzun süre ayakta kalmalarına, dik durmalarına olanak yoktur. Kişisel olarak DİK DURMANIN maliyeti vardır ama bu en kıymetli maliyettir. Çünkü kendinden sonraki nesillere aktarılacak en önemli olaydır.

Dik duranlar, durmaya çalışanlar, bir şekilde cezalandırılırlar. Fakat başları dik, alınları açık, namusları ve şerefleri ile yaşarlar. Ne mutlu bu duruşu sergileyen erdemli insanlara hepsine selam olsun…”

Evet sevgili dostlar; sanırım Mustafa Akar’ın yazdıklarını, duygu ve düşüncelerine katılmayacak yoktur. Şayet varsa ise de yukarıdaki tariflere bir daha göz atmalıdır.

Benim görüşüme göre de OMURGALI YAŞAMAK, sadece vücudumuzun omurgasının sağlığını korumakla sınırlı değildir.

Bu kavram, hayatın her alanında dik durmayı, zorluklar karşısında yılmamayı, kendi değerlerimize ve inançlarımıza sahip çıkmayı ifade eder.

Fiziksel olarak sağlıklı bir omurga, dik durmamızı, hareket etmemizi ve dengemizi korumamızı sağlarken, metaforik olarak omurgalı yaşamak, karşılaştığımız engelleri aşma, başarısızlıklarla başa çıkma ve yeniden ayağa kalkma yeteneğimizi temsil eder.

Omurgalı yaşamak, aynı zamanda ahlaki bir duruştur. Dürüstlük, adalet, empati, sorumluluk, cesaret ve şefkat gibi değerlere bağlı kalmak, kendi vicdanımızla ve çevremizle uyum içinde yaşamayı gerektirir.

Bu duruş, zor kararlar alırken, doğru olanı yapma cesaretini gösterirken ve başkalarına karşı adil davranırken kendini gösterir. Omurgalı yaşamak, sadece kendimize değil, topluma karşı da sorumluluklarımızı yerine getirmeyi içerir.

Velhasıl velkelam; “Biliyorum ki omurga her şeydir. Kaybedilmemesi gereken en önemli şey ise karakterdir” sözü her zaman aklımızın bir köşesinde olmalıdır.