Takvimler yaz mevsiminin en sıcak ayı Temmuzun on dördünü gösteriyordu.
Hava çok sıcaktı.
Günün normal akışı içinde akşama doğru birden bir hareketlilik başladı.
Halk normal işinde gücündeyken hiç beklenmedik bir yoğunluk ile şehirlerde kıpırdamalar göze çarptı.
Millet tam “Ne oluyor yahu” demeye kalmadan Fetönün hizmekarları, komutanlar, askerler, polisler, valiler, bürokratlar, müdürler, memurlar, işçiler birden büyük Türk devletine ve milletine başkaldırdılar.
Sokaklar tutuldu.
Caddeler, köprüler, şehirlere giriş çıkışlar tutuldu.
Emir kulu askerler tankların ardında kendi halkına silah doğrulttu.
Millet şaşkındı ilk başta.
Gördüklerine, yaşadıklarına, duyduklarına inanamadı.
Yaz sıcaklığı yerini birden soğukluğa bıraktı.
Akşamın karanlığı çökmesine rağmen özgürlük sevdalısı Türk milleti için güneş adeta yeniden doğuyordu.
Tv ekranlarında izlediklerine halk isyan etti.
Al bayrağı kapıp kendini sokağa attı.
Yaşlı genç, kadın kız, çoluk çocuk evlerinden dışarı fırladı.
Anlaşıldı ki devletin kendisine verdiği makamın değerini ve kendini bilmez, halkını bilmez, milletini bilmez, yükseldiği rütbesini bilmez, koltuğunu bilmez birileri, halkın:
“Bu zamanda olmaz, mümkün değil” deyip inanamadıkları fetö isyanını yaşatıyor, vatan hainleri darbeye kalkışıyordu.
Millet gözlerine inanamıyordu.
Gücünü ırkından, devletinden, milletinden, tarihinden, bayrağından, vatanın öz toprağından alan millet bir anda kendini siper etti.
Şiddetle darbeye karşı durdu.
Elleriyle tanka, top’a, silahın her türlüsüne göğsünü gerdi.
Soyundu, tankın altına yattı.
Sıkılan kurşuna göğüs gerdi.
Allah-u ekber nidalarıyla tekbirler getirerek can verdi.
Yabancıların dediği gibi “Çılgın Türkler” Türk halkı bomba atan savaş uçağına evinin terasından bastonunu fırlatarak darbeye direniyordu.
Hainler içinden geldikleri kendi milletini ABD’ye, AB’ye satmışlardı.
En büyük yanlışı da “Dindar ve mütedeyyin insanlar” kisvesi altında bu hainliği yapmışlardı.
Halk direndi.
Bir avuç kendini bilmez, milletini tanımaz zavallılara karşı durdu
Gecenin karanlığında ülkesini içinden çıkılmaz ve kardeş kavgası ile iç savaş çıkararak Türk Kürt, sünni alevi , ilerici, gerici safsatalarını körükleyerek, bir iç savaş çıkarıp, ilk anda İsrail, sonrasında ABD askerlerini, sözde barışçıl amaçlarla ülkeye davet edip, darbeye karşılarmış gibi gösterip işgale girişip, halkı birbirine kırdırıp ülkeyi bölüp parçalamaktı.
Hedefleri büyüktü.
Amaçları milleti çaresiz bırakmaktı.
Planları, projeleri ve hedefleri vardı.
İçimizdeki bizden olan ama bizimle olmayan hainlerin emelleri büyüktü.
İç savaş sonrası tıpkı İtalya’da olduğu gibi İstanbul’u Vatikan gibi ayırıp ayrı bir devlet statüsüne sokacaklardı.
Doğu ve güneydoğu da bir Kürdistan ilan edeceklerdi.
Aynı anda Kıbrıs’da Rumlar KKTC’ye saldıracak orada Türkler katledileceklerdi.
Yunanistan Ege’de adalardan ve Batı Trakya’dan Dedeağaçtaki ABD askerleri ile Trakyayı işgal edeceklerdi.
Planlarını Erdoğan başlarına geçirdi.
Erdoğan görüntülü telefonla halkını meydanlara çağırınca içimizdeki hainlerin bütün planları altüst oldu.
Erdoğan merhum Demirel gibi koltuğu bırakıp şapkasını alıp gitmemişti.
Büyük Türk milleti seçtiği liderinin davetine icabet ederek ellerine al bayrağı alarak sokaklara, caddelere, meydanlara, köprülere çıktı.
Aşılmaz yollar aşıldı.
Alçaklara direndi halk.
Kurşunlara hedef olsalarda korkmadan, yılmadan silahların üzerine yürüdü.
Tankın topun üzerine çıktı.
Eliyle tankın içinden hain terörist rütbeli askeri çıkardı.
Öyle büyük bir mücadele ile ve vatan sevgisiyle bu savaş kazanıldı ki sesi taaa Moskova’dan direk bana ulaştı:
“Siz Türkler gerçekten çılgınsınız çünkü silahların üzerine yürüdünüz, tankın altına yatıp darbeye direndiniz, bunu dünyada hiçbir millet yapmaz, yapamaz, siz çılgın Türklerini”
Sabah gün ağarmaya başladığı saatlerde iki yüz elli üç şehit için Fatihalar okunurken vatan, millet hainleri ve onların içeride ve dışarıdaki destekçileri bir kez daha hüsrana uğramışlardı.
Allah bu devlete ve millete zeval vermesin.