Öyle gizli, öyle sinsi ve öyle kurnazca yapılanma içine girmişler ki kimse farkına varmamış.
Varmamışlar çünkü dikkat çekmeden, yavaş yavaş ve sıradan, mütedeyyin insanlar gibi hareket etmişler.
Kendilerini dini bütün insanlar konumunda göstermişler.
Kırk, elli yıl önce içimize girmeye başlamışlar.
Devlet dairelerine sızarak orada yer tutmuşlar.
Emniyet güçlerine sızmışlar.
Orduya kendi adamlarını sokmuşlar.
Milletvekili yapmışlar ve partilerde etkili olmuş, yavaş yavaş siyasette yer almışlar.
Bakanlıklara girmişler.
Futbol dünyasına girerek oyuncuları kendilerine bağlamışlar.
Üniversitelerde öğretim görevlisi olmuşlar.
Oradan başarılı öğrenciler seçilerek kendilerine hizmetkar olarak kullanırlarken onlara da makam mevki vermişler.
Öğretmenleri kullanmışlar.
Dershaneler kurarak zeki öğrenciler seçilmiş.
O gençler askeri okullardan hastanelere oradan polis okullarına sızarak
Adliyeye sızmışlar.
Oradan cezaevlerine geçmişler.
Kendilerine hizmet eden elemanlar yetiştirmişler.
Kendilerinden olmayanları bir şekilde dışlamış, uzaklaştırmışlar.
Her türlü teknolojiyi kullanmışlar.
Telefon, bilgisayar, mikrofon, kamera, fotoğraf, video vs. kullanarak kendilerine hizmet etmek istemeyenleri şantaj yoluna girmişler.
Sanat dallarına el atmışlar.
Sinema, tiyatro, müzik, dizi fimlerde kendilerini örgütlemişler.
Filmlerde, dizilerde kendi hayallerini senaryolaştırarak kendilerine uymayanları veya ihbar edecek olanları dizi aracılığıyla tehdit etmişler.
Mit görevlisi merhum Kozinoğlu davasında olduğu gibi.
Ülkenin her yerine gitmiş, her kuruma sızmış, her makama ulaşmış, kademeli olarak, usul usul ve hiç acele etmeden devleti ele geçirirlerken hükümetlere farkettirmeden tehditler savurmuşlar.
Kendilerinden olmayan siyasilere ambargo uygulamışlar.
Medyaya el atmış kurdukları televizyon, radyo ve gazeteler ile güç devşirmişler.
Her yerde var olmuşlar.
Türkiye gibi bir ülkede hükümet olmak istemişler.
Siyasetçilere yön vermek istemişler.
Merhum Deniz Baykal kaset olayında olduğu gibi.
Bu ülkede başbakanlık odalarına gizli mikrofon yerleştirmiş devleti dinlemişler. Devletin her kademesini, ki buna ordu ve emniyet üst makamları da dahil olmak üzere, her yeri dinlemiş, gözlemişler.
Kendilerinden olmayan hiç kimsenin bunları bilmesi, bulması mümkün değildi.
Tüm bunları kim ve ne için yapmış?
Amaçları neymiş?
Beklentileri neymiş.
Varmak istedikleri yer ve sonuç neydi?
Kimin veya kimlerin örgütlemesi ile bunu yapıyor, Türkiye’yi ele geçirmek istiyorlardı?
Ortadoğu’nun en güçlü devleti konumunda olan Türkiye’nin güçlendiğinde tüm Ortadoğu ülkelerini etkileyip, tıpkı yüz elli yıl öncesinde olduğu gibi, çok büyük bir güce ulaşmasının önüne geçilmeli, engellenmesi gerekiyordu.
Önce gençlere el atarak sağ-sol çatısması…
Sonra Sünni-Alevi çatışması…
Ardından Türk-Kürt çatışması amaçlanıyordu ve bunu yaptılarda.
Daha sonra ise en güçlü ayrışım olarak Türk-Kürt kardeşliğini ayrıştırarak, halkı birbirine kırdırarak bir iç savaş çıkarmak gayretinde olarak ABD ile Siyonist İsrail destekli binlerce tır silah verildi kendi kurdukları terör örgütlerine.
Bu amaçla CIA ve MOSSAD ajanları ile kendilerine bağlı silahlı ve silahsız güçlerini harekete geçirdiler.
On beş Temmuz kalkışması bunun için yapıldı.
Güçlü ve iradeli bir siyasi iradenin halk tarafından sevilip seçilmesi ile Amerika ve İsrail’e hizmet hareketi sonuçsuz kaldı.
Türkiye, devlet, millet ve hükümet işbirliği ile kırk elli yıllık bir örgütlenme ile ülkeyi ele geçirmek isteyenlerin hayallerini yıkmış oldu.
O, vatan, millet, hükümet ve bayrak haini örgüt FETÖ terör örgütü idi.
Şu an o hain örgütlenmenin gizli ve uykuda olan üye veya elemanları hala aramızda dolaşmaktalar.
Belki de aynı apartmanda, aynı sokakta, aynı mahallede, aynı çarşı pazarda, aynı şehirde, aynı iş yerlerinde hâlâ bizimle beraberlerdir.
“Olamaz, mümkün değil” diyebilir misiniz?…