MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin haftalık grup toplantısında konuştu.

İşte MHP lideri Bahçeli'nin açıklamasından satırbaşları:

En başta toplantımıza teşrif eden sizlerin, bununla mündemiç büyük Türk milletinin, Türk-İslam aleminin; barış, huzur ve refah susuzluğundan mütevellit yaşama enerjisi gittikçe tükenen insanlık ailesinin yeni miladi yılını kutluyorum. Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hakimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezid’in bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir: “Çal bre çoban çal! Ne canın yandı ne ciğerin dağlandı! Ertuğrul gibi oğlun mu öldü? Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”

Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa maşeri vicdanda mahfuz ve mazbuttur. Tarihin acıklı kıvrım noktalarında canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da, felaketler tıpkı arı kolonisi gibi oğul verse de, milli varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır. Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek, geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. Milliyetçi Hareket Partisi bu gayenin her yönüyle şuurundadır. Cumhur İttifakı bu gayenin icra ve ifa amacındadır.

21’inci yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk milletinin lehine çevirmek mümkündür, bu istikametin rotasında kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temini asıl olmalıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılının bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak, ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin mutena sınırlarına taşımak elimizde ve imkanlarımız içindedir.

21’inci yüzyılın ikinci çeyreği bizi 2053’e, yani İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümüne götürecektir.

Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz bugün atacağımız güçlü temellerle Süper Güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır.

Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikrin tezekkürüyle diyebilirim ki, yeni yüzyıl süper güçle taçlanmış bir Türkiye’ye gebedir. Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi Türk milleti mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacak; adalet, ahlakiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet, fazilet, medeni kuvvet merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığı da kazanılmış olacaktır.

Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi de üzerimize düşebilir. Velakin iman varsa imkan vardır diyerek, insan varsa eşrefi mahlukatın bacası tütüyor diyerek, zirveler kartalsız, coğrafyalar Bozkurtsuz, gönüller kızılelmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz, elhak muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.

"SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’NİN ENGELLENMESİ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU OLAMAYACAKTIR"

Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme, milli bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış kalkınma ve gelişme dinamiklerini eşzamanlı hayata geçirmiş milli ekonomimizle; kutuplaşmayı törpüleyip kucaklaşmayı takviye ve teşvik eden, ahlaki temizlikle çerçevesi çizilen köklü siyasal ve demokrasi kültürümüzle, asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan, felsefesiyle, teamülüyle, gelenekleriyle, hepsinin öncesinde ise hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla,

Ölürsem şehit, kalırsam gaziyim diyen şerefli millet fertlerinden mürekkep büyük Türk milletiyle, sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya, dev bir potansiyel olan Türk gençliğinden çevremizde billurlaşıp istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vadeden Türk Kuşağı’yla, önü alınan değil ön alan ve öncü olan, dar seçeneklere sıkışıp kalan değil devamlı seçenek üretip hamle üstünlüğü kazanan, durgunluk yerine vızır vızır hareket içinde seyreden, donmak yerine akışta demetlenen, arabulucu ve yatıştırıcı özellikleriyle ihtilaflı tarafları buluşturabilen, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, savunma sanayinde altın çağımızla birlikte; sabrın ve şükrün kümesinde inançla değer üreten, Türk markalarını dünyanın her yerine götüren, ekmeği büyüten, erdemi teşmil eden, yeni nesil teknolojik atılımları kendi sahalarına uyarlayabilen müteşebbis ve iş insanlarımızla, caydırıcılığı, kahramanlığı, inancı, vatan sevgisi ve mücadele kabiliyeti destansı seviyede bulunan asker ve polisimizle; nihayet terörü hayatımızdan sürüp çıkaran Terörsüz Türkiye hedefinin adım adım gerçekleşmesiyle, biliniz ki, başaramayacağımız bir şey yoktur, yapamayacağımız bir şey yoktur, süper güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey de söz konusu olamayacaktır.

Uyumayacağız, uyuyup rehavete kapılmamızı bekleyenlere fırsat vermeyeceğiz. Uyuşuk kalmayacağız, punduna getirip, tuzağa düşmemizi planlayıp zaaf anımızı, zayıf hatlarımızı ve yumuşak karnımızı kollayanlara dipdiri duruş göstereceğiz ve boyun eğmeyeceğiz.

Cırcır böceği gibi ötenler, kelebeğin ömrüne özenenler, daha ötesi sürünerek yaşamayı meslek edinenler, köfteden kahramanlık taslayıp yağmadan pay kapma hesabında olan akıl ve zeka özürlüsü gafil ve garabet yuvaları, huzur ve kardeşlik muhalifi serseri tabiatlılar, size sesleniyorum, sizler uyumaya devam edebilirsiniz, ama biz asla uyumayacağız, devamlı uyanık ve zinde kalacağız. Çünkü tehdit büyük, yaygın, yoğun ve küreseldir. İşte Milliyetçi Hareket Partisi bu anlayış ve ahlaki mizan kapsamında şevkle, özveriyle, özgüvenle, öz disiplin içinde çalışıp sahadaki siyasi ve psikolojik üstünlüğünü korumaktadır.

24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle, “Derdim derdimizdir” sohbet toplantıları mucibince bugüne kadar; 81 il, 963 ilçe olmak üzere toplam 49.725 program yapılmıştır. Ne diyeyim, hepinize helal olsun diyorum. Alayınızı canıgönülden kutluyorum. Bu çalışmaların ikmal, idare ve idamesinden doğrudan sorumlu olan Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Edip Semih Yalçın ile birlikte; Başkanlık Divanı üyelerimize, Merkez Yürütme ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekillerimize, il ve ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ve tüm dava arkadaşlarımıza takdir ve teşekkürün en hassını paylaşıyorum. Bundan sonra da aynen ve artan tempoyla yola devam diyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı; solan yüzleri canlandıran, kalplere yuvalanmış hüzünleri her cephede kovan ve dağıtan; nasırlı çilenin izleriyle bezenen kahrılı elleri şefkat ve sevgiyle tutan; göz pınarlarından oluklar hâlinde inen yaşları sabırla silen; dertlere derman olamasa bile onlara ortak olmayı vecibe sayan; tam kapsamlı bir yanlışsızlığın, tavizsiz bir irade bıçkınlığının, tartışmaya kapalı nitelikli dürüstlüğün ve samimiyetin siyasetteki ahlâk markasıdır.

Aziz dava arkadaşlarım, değerli misafirler; meşhur filozof Platon’a atfedilen şu sözle, gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim. Şöyle diyor Platon: “Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız, ona bir tanım sormanız yeterlidir.” Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen ve hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tarifi nasıl yapardık? Hakikatin simasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, “yeni dünya düzeni” masalını; azgınlaşan Siyonist-emperyalist küstahlığı ahlâk, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kâbil midir?

Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak; gerçekten bugünkü kaotik ve despotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir. Esasen uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir.

İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip, küresel emperyalizmi doymak bilmeyenler; ne hak tanımış, ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışık tuttuğumuzda; askerî, silah ve teknoloji üstünlüğüne sahip ülkelerin daha ceberrut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve tespit etmemiz mümkündür.

Hukukun gücü yerine güçlülerin hukukunun amir ve hâkim olması yeni bir durum değildir. Bu nasıl olur demeyin; maalesef olmuştur. Daha olacakların da önü açıktır. İnsan hakları bilinmez bir yerdedir. Meçhul bir zehirle mahzende kilit altındadır ve ölüme terk edilmiştir.

"MADURO’YA KARŞI YAPILAN GAYRİMEŞRU VE HUKUK DIŞI SALDIRIYI LANETLİYORUZ"

Konuşmamın başından itibaren vurguladığım 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde, tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma ve kaçırma vakası yaşanmıştır. Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi, resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş; film seti Venezuela’nın başkenti Karacas’ta kurulmuştur. Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayrimeşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor; topyekûn lanetliyoruz. Bu ayıp, bu ahlâkî yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık; hiç kimseye hak değildir, hiçbir ülkenin de imtiyazı olamaz. Bunun hataları, yanlışları ve kanunsuz iş ve işlemleri varsa bile, bunun silahlı ve zora dayalı tecriyesi bir başka ülkenin yetki sahası içinde ele alınamaz. Muhatap Venezuela halkıdır. Sorumluluk Venezuela halkınındır. Seçimle gelenin seçimle gitmesi, suç işleyenin suçu oranında kendi ülkesindeki mahkemeler önünde hesap vermesi bir demokrasi ve hukuk normudur. En azından genel geçer kabul ve kuralın meşruiyet temeli bu olmalıdır.

"ZORLA LİDER TRANSFERİ YAPILMIŞTIR"

Venezuela örneği ne ilktir ne de son olacaktır. Ancak bir devlet başkanının, ülkesinin başkentinde istihbarat sızmasıyla başlayan kombine bir saldırı planlamasıyla; gece yarısı yatağından eşiyle birlikte güç kullanılarak sürüklenerek alınması, hukukun ilk kez bu denli ayaklar altına alındığı bir vakadır. Bu olacak şey değildir. Bu sineye çekilecek bir durum değildir.

Dijital çağın yeni tür meşguliyet taktiğiyle insan kaçırılmış, uluslararası literatürdeki tarifiyle zorla lider transferi yapılmıştır. Tarihte barbar kavimler Roma’yı nasıl istila etmişse, aynısı 2 Ocak’ı 3 Ocak’a bağlayan gece yarısı Karakas’ta sahnelenmiştir.

"15 TEMMUZ İHANETİYLE BENZERLİĞİ DİKKAT ÇEKİCİDİR"

Bu müfrit ve mütehakkim tablonun, ülkemizde yaşanan 15 Temmuz ihanetiyle benzerliği de dikkat çekicidir. 3 Ocak 2026 tarihinin akşam saatlerinde bir televizyon kanalına gönderdiğim mesajda vurguladığım üzere, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’da yapmış olduğu askerî müdahale ile Devlet Başkanı Maduro’yu iktidardan haksız ve hukuksuz şekilde uzaklaştırma girişimi bilinen ve tanıdık bir komplodur. Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ eliyle gerçekleştirilen kalkışmada, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Marmaris’te bulunurken doğrudan kendisine yönelik sergilenen aşağılık girişimdeki yöntemle; bugün Maduro’yu hedef alan yöntem birbirinin aynısıdır. 15 Temmuz’da casus ve vahşi bir örgütü maşa olarak kullanıp üzerimize salan Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela’da bunun yerine doğrudan müdahale etmiştir. İlk olarak milletimizin ayağa kalkan iradesine ve kahramanca mücadelesine çarpıp yerle yeksan olan FETÖ ihanetiyle, Venezuela’daki gece yarısı darbesi aynı tornanın mamulü, aynı projenin mahsulüdür. Tek fark şudur: Birisi uyumamış ve direnmiştir; diğeri uyumuş ve teslim olmuştur. Biliyoruz ki, susuz sahada düşman uyumayacaktır. Şayet uyursak, uyuklarsak, uyuşursak; unutmayınız ki İzmir’e kaçış kaçınılmazdır.

"TRUMP’IN YENİ HEDEFLERİ MEKSİKA, KOLOMBİYA, PANAMA, KÜBA, KANADA VE GRÖNLAND’DIR"

Venezuela meselesi, dünyanın üzerine eski bir harabe gibi çökmüş; depremden sonra yıkılan çok katlı binalar misali enkaza dönmüştür. Bunun altından nasıl kalkılacağı, üçüncü dünya savaşının çatısı örülen ve tutuşturulmak istenen kıvılcımının önüne nasıl geçileceği muammaya dönüşmüştür. Trump’ın yeni hedefleri Meksika, Kolombiya, Panama, Küba, Kanada ve Grönland’dır. Tezahür eden akıl ve izan tutulmasının tekmil hâlindeki egemenlik ve hukuk yarılmalarının dünyayı kademe kademe felakete taşıdığını fark etmemek için yalnızca üç maymunu oynamak yeterlidir. Konu ne narkoterör meselesidir ne de otoriterleşen devletler veya yöneticiler konusudur. Bunun çok daha derininde, çok daha ötesinde; hâkimiyet ve paylaşım şiddetindeki basınç yüksekliğinin muhtelif coğrafyalarda öbek öbek patlamaya geçmesidir. Trump’ın sağduyusu, ahlaki melekeleri buharlaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz” demesi; enerji kaynaklarına çökme mesajı niteliğinde, yenilenmiş sömürgeciliğin ve yeniden kurgulanan emperyalist yayılmacılığın dekoratif karanlık yüzünü deşifre etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin asıl hedefi; enerji akışının kontrolü, altın başta olmak üzere değerli maden ve mineral ticaretine hükmetmek; aşılan siyasi, askerî ve ekonomik cephelerle bir ülkenin neyi yoksa aşırmak ve el koymaktır.

MSB: Suriye isterse terörle mücadelesinde destek sağlarız
MSB: Suriye isterse terörle mücadelesinde destek sağlarız
İçeriği Görüntüle

"VENEZUELA ÖRNEĞİ, İÇ CEPHENİN HAYATİYETİ HAKKINDA İBRETLİK İPUÇLARI VERMİŞTİR"

Esasen tüm dünya yakın tehdit markajındadır. Ağır aksak işleyen, yaralı bereli olsa bile canlılık emaresi gösteren küresel blokların sertleşerek sivrilmesine rağmen diyalog ve diplomasi kanallarını açık tutmayı sağlayan, kurallara dayalı uluslararası düzen mekanizması artık tıkanmış ve ölümcül bir tırpan yemiştir. Sonrası için akıl yürütmek, öngörüde bulunmak, yarınlarda ne olacağını kestirmek imkânsız olmasa da bir hayli zordur. Venezuela örneği, bize aynı zamanda iç cephenin hayatiyeti ve müessiriyeti hakkında ibretlik ipuçları da vermiştir. Doğrudan teslimiyet olmadan; devlet ricalinde, askerî ve güvenlik bürokrasisinde, siyasî ve stratejik makamlarda devşirilmiş insanlar bulunmadan bir ülkenin devlet başkanını eşiyle birlikte gece yarısı yatağından almak hiç kimsenin, hiçbir muhasım gücün yapabileceği bir şey değildir. Şimdi anlaşıldı mı iç cephemizi tahkim etmedeki samimi gayret ve gayemiz? Şimdi anlaşıldı mı terörsüz Türkiye hedefindeki ısrar ve irademiz? Şimdi anlaşıldı mı birliği, dirliği, kardeşliği ve dayanışma azmimizi savunmadaki tavizsiz karar ve kararlılığımız? Şimdi anlaşıldı mı? “Türk’ü sevmeyen Kürt, Kürt’ü sevmeyen de Türk olamaz” dedik ve beyanımızdaki samimiyetle saf tuttuk.

"DÜNYA GENELİNDE DEVLET BAŞKANI DOKUNULMAZLIĞI TARTIŞMAYA AÇILMIŞTIR"

Değerli arkadaşlarım, dünya çok cepheli, çok aktörlü, çok bilinmeyenli ve çok tehlikeli bir kriz içindedir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı artık inandırıcılık vasfını, ikna kabiliyetini ve bağlayıcı karakterini kaybetmiştir. İnsan hakları zulmün değirmeninde öğütülmüş; demokrasi ve özgürlükler emperyalizmin marangozhanesinde hızara verilmiştir. Uluslararası hukuk, bekletildiği askıdan paldır küldür indirilmiş; asılma ve can verme safhasına çekilmiştir. Dünya genelinde devlet başkanı dokunulmazlığı tartışmaya açılmıştır.

Sandıkla gelmek, sandıkla gitmek; demokrasi ezberlerinin ardına saklanmak, sadece mevzi mücadelelerinin aparatına dönüşmüş; bunun da ötesinde, göz boyayan rejim ve sistemleri bir noktada iştah ve terbiye etmek için tertip edilen bir orta oyunu hüviyetine bürünmüştür. Küresel denge kaybolmuştur. Jeopolitik depremler, ticaret savaşları, ekonomik operasyonlar, siyasî hesaplaşmalar, diplomatik kutuplaşmalar, asimetrik ve vekâlet savaşları kıtaları sarsmış, ülkeleri karşı karşıya getirmiştir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde biriken ve derinlere sirayet eden yüksek basıncın aynısı, belki de daha fazlası, şu an küresel arenada tedavül hâlindedir. Venezuela’ya yapılan hukuk ve meşruiyet dışı darbenin türev sonuçları mutlaka olacak ve doğacaktır. Vekâlet savaşlarından doğrudan güç kullanma dönemine geçilmiştir.

İran diken üstündedir. Sokaklar kaynamaktadır. Halk gergindir. Her ihtimal gündemdedir. Muhtemel çatışma, hatta savaşın karşılıklı yığınakları süratle yapılmaktadır. Gazze’de süregelen soykırım; Somali, Yemen, Sudan, Etiyopya ve Kızıldeniz için alan Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’ni kamplaştıran egemenlik arayışları; Rusya ile Ukrayna arasında beşinci yılına giren savaş hâli; barış, huzur ve güvenlik arayışlarının duvara tosladığının en kısa göstergesinden başka bir şey değildir.

Maduro’yu suçlayan Amerika Birleşik Devletleri yönetiminin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin hakkında yakalama kararı verdiği soykırımcı Netanyahu’nun sırtını sıvazlayıp pamuklara sarması utanç duyulacak bir ikiyüzlülük değil midir? Bu durum, ahlaken ve hukuken çürüyen uluslararası sistemin irileşmiş bir safrası olarak değerlendirilmeyecek midir?

"KAN KOKUSU ALMIŞ BİR KÖPEKBALIĞINDAN DAHA TEHLİKELİSİ, PETROL KOKUSU ALMIŞ AMERİKAN EMPERYALİZMİDİR"

Emperyalizmin kudurma aşamasına kan iç içe geçmiştir. İştahı kabartan petrol, her zilleti ve rezaleti mübah hâle getirmiştir. Tam bir teşhis ve tespit maharetiyle ifade edersek; kan kokusu almış bir köpekbalığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir. Şunu açık yüreklilikle söylemeliyim ki; at hırsızlığıyla enerji ve değerli maden hırsızlığı arasında içerik olarak hiçbir ayrım ve farklılık yoktur.

Maduro’ya yöneltilen uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma suçlamalarının yargılama bahanesi, karanlık ve katıksız emperyalist adımların maskelenme çabasından başka bir şey değildir. Dünya çok riskli ve güvensizdir. Trump’ın, 1823 tarihli Monroe Doktrini’ne dayanarak “arka bahçesi” olarak gördüğü coğrafi alanlarda stratejik, silahlı ve siyasî düzenlemeler yapması yasa dışıdır; ahlak dışıdır; insanlık değerlerine ve ülkelerin egemenliklerine karşı yeni bir savaş pozisyonuna geçmenin ilanıdır.

"MADURO ÜLKESİNE İADE EDİLMELİDİR"

Amerika Birleşik Devletleri Kongresi acilen devreye girmeli; Trump yönetiminin anayasa ve uluslararası hukuka aykırı siyasî ve askerî tasarruflarını sona erdirecek kararları hızla ve sırasıyla almalıdır. Maduro ülkesine iade edilmelidir. Venezuela’nın kaderi bu ülkenin halkı tarafından tayin edilmelidir. “Önce Amerika” sloganı atarak tüm ülkelere parmak sallayan nevrûzlu kovboylara; “Önce insanlık, önce hukuk, önce yaşanabilir ve huzurlu bir dünya” mesajı verilmelidir. Latin Amerika veya Güney Amerika’dan doğacak istikrarsızlık ve iç bölünme dalgalarının diğer coğrafyalara eklemlenip genişlemesi, çok vahim gelişmeleri tetikleyecektir. Hür dünya, Amerika Birleşik Devletleri’nin dayatmasına karşı ayağa kalkmalıdır. Demokrasi ve hukuk şerefine herkes, hepimiz, bütün insanlık sahip çıkmalıdır. Aksi hâlde bugünün suskunluğu ve ürkekliği, gelecekte korkunç hadiselerin mayasını çalacak ve kabartacaktır. Küba’dan Nikaragua’ya, Haiti’den Dominik Cumhuriyeti’ne, Guatemala’dan Şili’ye; Afganistan’dan Irak’a, Vietnam’dan Suriye’ye varıncaya kadar görülmedik, izlenmedik, işitilmedik daha doğrusu oynanmadık kanlı oyun kalmamıştır. İnsan bir kez ölür; o da şerefli olmalıdır. Korkaklar her gün ölür; fakat adam gibi, adam olanlar yalnızca bir kez ölür. Geldiğimiz bu aşamada evrensel adalet ilkelerini paylaşmak isterim: Onurlu yaşamak, başkasına zarar vermemek, herkese kendine ait olanı iade etmek; en yüksek strateji araçlarının büyük amaçlara dikkatli şekilde uyarlanmasıdır. Türkiye’miz, bu yüksek stratejiyle güvenlik duvarlarını aşılmaz hâle getirmelidir. Bir devlet için tehlike; elindeki araçlarla ulaşması gereken hedefler arasındaki mesafenin, devletin güvenliğini tehdit edecek kadar açılmasıyla ortaya çıkar. Amerika Birleşik Devletleri’nin ve diğer mütehakkim ülkelerin vaki durumu da aynen budur. Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela darbesi bir zafer, harika bir iş ya da çok parlak bir müdahale falan değildir. Yavaş yavaş inişe geçen, çakılması mukadder olan bir devletin yıkımından önceki son istasyonudur. Amerika Birleşik Devletleri şu an kristal bir vazodur; düştüğü anda en az elliye parçalanır. Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya, emin olunuz, hiç kimseye kalmayacaktır. Hiçbir ülke, başka ülkelerin pervasızlıklarına mahkûm edilemeyecektir.

"SDG VE YPG’NİN MÜZAKERE EDİLEMEZ TALEPLERİ GÜNDEME TAŞIMASI MAZERETTİR"

Değerli milletvekilleri, muhterem hanımefendiler ve beyefendiler; bölgesel ve küresel manzaranın bozulan ve bulanan atmosferine karşı, terörsüz Türkiye’nin oluşması ve olgunlaşması maksadıyla çalışmalarımızı sabırla sürdürüyoruz. Allah’ın izniyle hedefimize vasıl olacağız. “Gayret bizden, tevfik Allah’tandır” diyoruz. Büyük bir kucaklaşma ve kaynaşma seferberliğiyle çevremize kazılan nifak çukurlarına inanıyorum ki düşmeyeceğiz. Tökezlememizi ümit edenleri yine hayal kırıklığına uğratacağız.

Suriye’de geciken ve ertelenen entegrasyon sürecinin bir an evvel gerçekleşmesi, 27 Şubat İmralı çağrısına muvafık gelişmelerin ortaya çıkması lazımdır. SDG ve YPG’nin müzakere edilemez talepleri gündeme taşıması, akıllara evvela uzlaşmadan kaçmak için mazeret üretildiğini getirmektedir. Bu yanlıştır; istikrar ve huzur hedeflerini sekteye uğratmaktadır.

SDG-YPG, Suriye’nin kuzeydoğusunda geniş bir alanda fiilî hâkimiyet kurmuştur. Bu bölge, yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından son derece zengindir. SDG ve YPG’nin İsrail’in dümen suyuna girmesi; bu Siyonist alçaklık tarafından Mazlum Abdi’nin, PKK’nın kurucu önderliği yerine hazırlanıyor görüntüsü vermesi, çözümsüzlüğü ve kaosu sertleştirecektir. Buna hiç kimsenin hakkı yoktur.

Ya mutabakatla ya da zorla; Suriye’nin üniter yapısı ile siyasî ve toprak bütünlüğü kategorik olarak tesis edilmelidir. Bilhassa Arap aşiretleri, Şam yönetiminin ön şartsız yanında durmalıdır.

Suriye’de İsrail planları bozulacaktır. Bu Siyonist şımarıklığın, DAEŞ kartını masaya sürüp Türkiye üzerinde istihbarat operasyonları ve terörist faaliyetler yürütmesinin bedeli çok ama çok ağır olacaktır.

Sormak lazımdır: Dünya Yahudileri, İsrail’in soykırım siyasetini reddedip On Emir’den biri olan “Öldürmeyeceksin” mesajını ne zaman dayatacaklardır?

İsrail, insanlık vicdanı karşısında ciddi bir meşruiyet kaybı yaşamaktadır. Eninde sonunda işlenmiş soykırım suçunun siyasî ve hukukî sonuçları muhakkak olacaktır. Toplu katliamla soykırım boyutuna ulaşan saldırıların ve saldırganlığın; herhangi bir inanç sistemiyle, herhangi bir kutsal metinle veya insanlığın ahlaki kazanımlarıyla bağdaşmayacağı çok açıktır.

İsrail, Filistinli mazlumlar kadar dünyadaki masum siviller için de aşırılaşmış bir tehdittir. İsrail halkı ile Yahudi inanç mensupları küresel bir dışlanmayla yüz yüzedir. Netanyahu politikalarının ahlaki ve hukuki lekesi, esasen bütün Yahudilere tesir etmiştir. Dünya Yahudiliğinin temsilcilerini; bu lekeyi temizlemeye, İsrail vahşetini durdurmaya, Gazze halkının insani ihtiyaçlarını karşılamaya, mazlumların dokunulmaz haklarını korumaya, bölgesel düzlemde barış ve istikrarı desteklemeye ve bu kapsamda inisiyatif almaya çağırıyorum.

Bu çağrım bir kimliği veya bir inancı hedef almak için değil; bilakis adalet, merhamet ve insan onurunu hatırlatmak içindir. Zulüm karşısında tarafsızlık ya da tarafsız bir alan yoktur. Sessizlik, suça ortaklık manasına gelecektir. Dünya Yahudi cemaatini; devlet politikalarıyla dinî kimliği birbirinden net biçimde ayırmaya, Netanyahu yönetiminin soykırım ve yayılmacılık siyasetini kolektif bir iradeyle reddetmeye, hukuk ve insani değerler temelinde İsrail üzerinde ahlaki ve vicdani dengeleyici bir rol oynamaya davet ediyorum.

Bu meyanda, Dünya Yahudiliğini temsil eden çatı kuruluşların, dinî konseylerin, akademik platformların ve sivil toplum kuruluşlarının eş güdüm hâlinde bir tutum ve eylem planı hazırlaması gerekmektedir. Ayrıca, dünyaya örnek olacak bu ilkeli duruşun; yalnızca savunmasız ve masum Filistinliler için değil, Yahudi inancının, küresel barışın ve insanlığın ortak değer hazinesinin müdafaası bakımından da belirleyici olmasını ümit ediyorum.

"HİÇ KİMSE İÇİYLE DIŞIYLA ETRAFIMIZDA DOLAŞMASIN"

Hiç kimse etek araması yapmasın. Hiç kimse içiyle dışıyla etrafımızda dolaşmasın. Yalova’da etkisiz hâle getirilen DAEŞ’li teröristlerin akıbeti de ders ve ibret olsun. Son olarak, bu DAEŞ’li teröristlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduklarının söylenmesi son derece rahatsız edici ve sorunlu bir açıklamadır. Böylesi düşüncesiz ve her yöne çekilebilecek mahzurlu değerlendirmelerden özenle kaçınılmasını temenni ediyorum.

Aziz şehitlerimizi rahmetle, minnetle ve saygıyla yad ediyorum. Sözlerimin sonunda, hepinizi en iyi dileklerimle birlikte hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun; Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

Muhabir: Özge Koçak