A Milli Takım’ın grup aşamasında Avustralya karşısında aldığı 2-0’lık mağlubiyet ve ardından Paraguay’a 1-0 kaybederek Dünya Kupası’na veda etmesi, sadece bir sportif sonuç değil; çok daha derin bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Çünkü mesele artık bir turnuva başarısından çok, sistemsel bir tıkanmışlık meselesi haline gelmiş durumda.

***

Türkiye gibi 87 milyonluk bir ülkede futbolun halen istenen seviyeye gelememesi, yıllardır tekrar eden bir sorunun yeni bir versiyonu gibi karşımıza çıkıyor. Altyapı, oyuncu gelişimi, oyun kültürü ve istikrar… Tüm bu başlıklar konuşuluyor ama sahaya yansıyan tablo değişmiyor.

***

En temel sorunlardan biri ise artık saklanamayacak kadar net: Doğru düzgün bir santrfor, oyunu sırtlayacak bir bitirici oyuncu üretmekte zorlanıyoruz. Orta saha oyuncuları, kanatlar, savunma… Hepsi zaman zaman parlıyor ama oyunu çözecek, maç alacak istikrarı sağlayan bir yapı ortaya çıkmıyor. Bu durum da uluslararası arenada fark yaratmayı neredeyse imkansız hale getiriyor.

***

Sahadaki sorunlar kadar saha dışı görüntü de tartışma konusu. Futbolcuların reklam filmlerinde, sosyal medya kampanyalarında, marka yüzü olarak sürekli ön planda olması, kamuoyunda giderek daha fazla eleştiriliyor. Elbette profesyonel sporcuların ticari faaliyetlerde yer alması doğal. Ancak performans beklentisinin karşılanmadığı dönemlerde bu görüntüler, taraftarın tepkisini daha da artırıyor.

***

Bir diğer tepki çeken konu ise A Milli Takım’a verilen primler ve villa hediyesi mevzusu… Türk futbolseverler, sosyal medyada en çok oyuncuları eleştiren paylaşım yaptı. Birçok kullanıcı, özellikle de villa ve primler konusunda A Milli Takım'a tepki gösterdi. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu'nun turnuvaya katılmaları sebebiyle Bodrum’da yaptığı villa projesinden futbolculara hediye villa vermesini hatırlatan yorumlar ise çok fazla yapıldı.

***

Bu noktada kamuoyunda sıkça dile getirilen ve benimde kaleme aldığım bir serzenişi de görmezden gelmek mümkün değil:

“87 milyonluk ülkemizde ne yazık ki futbol bir türlü ilerlemiyor, gelişmiyor, değişmiyor. Milli takıma adam akıllı bir forvet bulamıyoruz. Olan futbolcularımızın da bir kısmı ayrı telden çalıyor. Kimisi şov peşinde, kimisinin form durumu yerlerde…”

***

Bu sözler sert bir eleştiri gibi görünse de aslında büyük bir hayal kırıklığının dışa vurumu. Çünkü beklenti büyük, potansiyel büyük ama sonuçlar aynı ölçüde büyük olmuyor.

***

Bir başka önemli nokta da şu: 24 yıl gibi uzun bir aradan sonra yeniden bir hedefin konuşuluyor olması bile başlı başına bir umut olarak görülürken, bu umutların sahada karşılık bulmaması ciddi bir güven kaybı yaratıyor. “Hangi tarih yazıldı?” sorusu da tam olarak bu yüzden soruluyor.

***

Futbol artık sadece sahada oynanan bir oyun değil; bir kültür, bir sistem, bir disiplin meselesi. Ancak Türkiye’de bu bütünlük sağlanamadığı sürece, sonuçlar değişmiyor. Teknik direktörler, oyuncular, federasyonlar değişse de tablo çoğu zaman aynı kalıyor.

***

Sonuç olarak Avustralya ve Paraguay mağlubiyetleri sadece iki maç değil; yıllardır süren bir hikayenin yeni sayfaları. Ve bu hikaye, çözülmediği sürece aynı sonla yazılmaya devam edecek gibi görünüyor: Büyük umutlar, küçük sonuçlar.