Geçtiğimiz hafta gördüğüm ve hafta sonu çileden çıktığım bir sorunu ele almak istedim. Şu ulaşım sorununu. Hani Antalya’da 7’den 70’e herkesin yakındığı meseleden. Buna elbette daha fazla ve daha geniş yollar yapmakla ya da trafikteki araç sayısında azaltmalara gitmekle çözüm bulunabilir. Bana kalırsa içinde bulunduğumuz durum itibariyle bize en uygun olanı da budur.
Ama bu sadece yol ve araç sayısını azaltma meselesi gibi gelmiyor bana. Öncelikle trafiği keşmekeş hale getiren unsurları bertaraf etmekle çözülür bu mesele. Peki, nedir bu unsurlar? Yani neyi nasıl bertaraf edeceğiz de bu meseleyi daha çekilir hale getireceğiz?


Bir kere, ciddi biçimde gözüme batıyor ki, yurdum ev hanımı kısmının alışveriş ve de gün gezmelerinin bitimi ile gariban çalışanların mesai bitimi aynı zaman dilimine denk geliyor.
Hatunum almış yanına gızını, teyzesini, teyzesinin kızını, iki de torun ellerde, o çarşı senin bu pazar benim geziliyor. Ya da toplaşmış mahallenin hanımları bir araya, can sıkıntısından da bunalmışlar ki azıcık, memleketteki parkları bahçeleri gezmişler güruh halinde, hava kararmaya başladığında fark etmişler ki, evde millet yemek bekler.
Koştur koştur otobüs duraklarına, tramvaya gitmişler. Bir de tabii altın günü vesaireden dönenler var ki, onların da kapı önü uğurlama faslı dahil sohbetlerinin tam olarak bittiği zaman dilimi, bizim işimizi bitirip bilgisayarı kapattığımız anla eş. Hal böyle olunca, durak hangisi olursa olsun, ister otobüs, ister tramvay. Hepsinin önünde uzun hatun kuyrukları veya bindilerse içleri tıklım tıklım balık istifi.


Ve siz on beş dakika önce ziyaretine son vermek konusunda en küçük bir engelleri olmayan bu hanım nüfus sayesinde saatlerce duraklarda beklemek zorunda kalıyorsunuz. Yahut, tıkış tepiş araçlarda nefes darlığı geçirmek durumundasınız.
Oysa, saat beş buçuk mudur ev gezmesinin mesai bitimi? Ya da saat altıdan önce evlerinde olsalar, edilememiş öteki iki lafın hatırı mı kalır üzerlerinde? Bir de tabii, çalışan kesimle okuyan kesimin aynı zaman dilimi içinde paydos ediyor oluşu var ki, o da ayrı bir sancıdır yurdum trafik yükü için. 
Oysa, öğrencilerin okul çıkışları ile çalışanların mesai bitimleri şöyle yarım saat farkla ayarlansa, inan olsun zaten artık saygının falan hak getirdiği gençlik, her türlü pervasızlığı ile doluşabilir otobüslere...


Zaten öyle büyüğe saygı, küçüğe özen falan kalmadığından bu son nesilde -ki onlar eskinin yer vermemek için camdan bakıyormuş ya da uyuyormuş gibi yapanını bile yaya bıraktılar umursamazlıklarıyla- sıkıntı çıkmayacaktır.
Ya şu asla zamanında gelmeyen otobüslere ne demeli? Beş on dakikalık gecikmeler, haliyle geçit vermeyen trafik yüzünden ama bu bir kısırdöngü aslında. Zira o beş dakikalık gecikme, kaçınılmaz olarak, on fazla yolcu ile on dakikalık ikinci bir gecikmeyi getiriyor beraberinde. 
Bunlar küçük küçük meseleler gibi görünse de bir araya geldiklerinde, işte bugün içinden çıkamadığımız trafik sorununu yaratıyorlar aslında.
O nedenle yetmiyor kentim yönetenlerinin aldığı günü kurtarma tedbirleri. O nedenle daha çok göze batıyor kaldırım onarımları, yol kazıları ve asfalt yamaları. O nedenle daha bir yıpranıyor insanın sinirleri de; daha sert basıyor kornasına, daha fazla topukluyor gazını, daha da artıyor gürültü kirliliği bu sayede, daha da nefes aldırmaz oluyor havadaki zehir oranı.
Yani bütün mesele, ev hanımlarının gün gezmeleriyle, yeni yetmelerin pervasızlıkları değil elbette. Ama hani birileri de kalkıp; “Anne bırak çelik çaydanlığı da sonra alırsın, bak birazdan mesai bitecek, millet zaten yorgun argın çıkıyor işten bir de biz fazladan iki koltuk işgal etmeyelim otobüste” der mi ki acep? Sanmam ama ben hatırlatayım dedim.
Bir de unutmadan, yaz geliyor nüfus ikiye katlanacak. Yabancı turistler ile yerleşikleri sayma, yeni düzenlemeler ve kazılarla trafik içinden çıkılmaz halde. Daralan yollarda sıkışan trafik içinde bir de sağlı sollu parklar var. İşte bu da insanı çileden çıkartan başka bir konu.
Sanırım eline kalem kağıdı ve ceza makbuzunu alıp köşelerde durup kanun nedir bilmeyen yurdum insanına ceza yazmakla bu iş çözülmeyecek gibi.
O zaman çileye devam. Yoksa Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in aldığı 2’si elektrikli yeni alınan 106 otobüs olmak üzere toplamda 347 belediye otobüsü bu soruna merhem değil pansuman olur.