Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklamada ekonomi, ihracat, turizm ve dış politikaya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunurken, Kurban Bayramı tatilinin 9 güne çıkarıldığını duyurdu.
Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
“Ekonomiden turizme, dış politikadan tarıma oldukça geniş bir yelpazede pek çok konuyu görüştüğümüz bir kabine toplantımızı daha tamamlamış bulunuyoruz. Öncelikle toplantımızda aldığımız kararların ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.
Konuşmamın hemen başında dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa ve Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerimizdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Aşırı yağışların ve fırtınanın da etkisiyle meydana gelen kazalarda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, yaralı vatandaşlarımıza acil şifalar temenni ediyorum. Tarım ve İçişleri Bakanlarımız, sahadaki birimlerimizle durumu yakından takip etmekte, hasar tespit çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler.
“TÜRKİYE, ROTASINDAN AYRILMADAN EMİN ADIMLARLA HEDEFLERİNE DOĞRU İLERLİYOR”
Değerli vatandaşlarım; dünyanın ve bölgemizin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu bir dönemde Türkiye, rotasından ayrılmadan emin adımlarla hedeflerine doğru ilerliyor. Yaşadığımız her hadise Türkiye’nin dayanıklılığını ortaya koyuyor. Bölgemizdeki her kriz Türkiye’nin son 23 yılda kat ettiği büyük mesafeyi ispat ederken, ülkemizin istikrar adası konumunu daha da perçinliyor. Türkiye, ezberlerin bozulduğu, belirsizliğin arttığı, insanlığın yol ve yön arayışının hızlandığı günümüzde bölgesinin en güçlü, en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmakta, adından söz ettirmektedir.
Şunu büyük bir gururla ifade etmek isterim ki, bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen, hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına ve kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren bir Türkiye vardır. Karşılaştığımız onca engele rağmen 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız bir dönemdeyiz. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin sağladığı avantajlar sayesinde Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini birçok alanda en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz. Geçen hafta açıklanan kritik veriler, Türkiye ekonomisinin küresel krizleri yönetme kapasitesini bir kez daha teyit ve tescil etmiştir.
“12 AYLIK İHRACAT TUTARINDA CUMHURİYET TARİHİMİZİN REKORUNU KIRDIK”
Aziz vatandaşlarım; bölgemizdeki savaşa rağmen ihracatımız nisan ayında güçlü bir performans sergiledi. Nisan ayında ihracatımız yıllık yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara ulaştı. Ocak-Nisan dönemi ihracatımız ise 88 milyar 630 milyon doları buldu. 12 aylık ihracat tutarında ilk defa 275,8 milyar dolara çıkarak Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. İhracatımızın detaylarına baktığımızda ümitvar bir tabloyla karşılaşıyoruz. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken, 3,1 milyar dolarla kimyevi maddeler ikinci, 1,8 milyar dolarla elektrik-elektronik üçüncü, 1 milyar 451 milyon dolarla hazır giyim dördüncü oldu. Savunma ve havacılık ihracatımızın 962 milyon dolara ulaşmasını ayrıca kıymetli buluyoruz. Böylece yılın ilk 4 ayında bu alanda yüzde 28 oranında artış kaydederek önemli bir başarıya imza attık.
Bir diğer çarpıcı rakam şudur: 1.018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir. Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı ve jeopolitik risklerin tırmandığı bir dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Şu da bir gerçek ki, Türkiye’nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir. İnşallah yeni pazarları açılarak, ihracatı teşvik ederek, ihracatçılarımıza destek olarak daha yüksek rakamlara ulaşacağız. Nisan ayı ihracat verilerimizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, emeği geçen tüm kardeşlerimi tebrik ediyorum.
“TURİZM GELİRİMİZ YILIN İLK ÇEYREĞİNDE 9 MİLYAR 896 MİLYON DOLARA YÜKSELDİ”
Değerli arkadaşlar; geçen hafta bir başka sevindirici haberi turizm cephesinden aldık. Biliyorsunuz 2025 yılını turizmde 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolar turizm geliriyle kapatmıştık. Sektörü olumsuz etkileyen çeşitli zorluklara rağmen hamdolsun 2026’ya çok güçlü bir giriş yaptık. Turizm gelirimiz yılın ilk çeyreğinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyar 896 milyon dolara yükseldi. Yine bu dönemde turist sayımız yüzde 4,2 oranında artışla 9 milyon 219 bine ulaştı. İlk çeyrekte yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise 116 dolardan 119 dolara çıktı. Ekonomimize ve sektörümüze hayırlı, uğurlu olsun diyorum.
Bu sene Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artıracak zirvelere ve etkinliklere ev sahipliği yapacağız. Bunları da kısaca hatırlatmak istiyorum. 20 Mayıs Çarşamba günü 2026 UEFA Avrupa Ligi finali İstanbul’da oynanacak. 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO Zirvesi Ankara’da gerçekleştirilecek. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferanslarının 31’incisi çok büyük bir katılımla inşallah Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek. Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi de Türkiye’de tertiplenecek.
Bunların dışında çok sayıda irili ufaklı organizasyona ev sahipliği yapacak, dünyanın dört bir yanından üst düzey misafiri ülkemizde ağırlayacağız. Bu uluslararası etkinliklerin de Türk turizminin yıldızının parlamasına katkı sunacağına inanıyorum.
“ENFLASYONLA MÜCADELE İRADEMİZDE EN KÜÇÜK BİR GERİLEME YOKTUR”
Sadece ihracat ve turizmde değil, istihdam tarafında da istatistiklerin umut verici olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1’e geriledi. İstihdam sayımız aynı dönemde 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranımız ise 0,3 puan artarak yüzde 48,5’a yükseldi. Keza iş gücü sayımız mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişiye ulaştı. İş gücüne katılma oranımız ise 0,1 puan artışla yüzde 52,8’e çıktı. Böylece işsizlik oranımız tek haneli seyrini 35. ayında da korumuş oldu. Bununla birlikte âtıl iş gücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ediyoruz. İhracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen maalesef savaşın etkilerini en fazla hissettiğimiz alanların başında enflasyon geliyor. Bugün Nisan ayı enflasyon oranı yüzde 4,18 olarak açıklandı. Hâlen çok yüksek seyreden akaryakıt fiyatları dünyada olduğu gibi bizde de enflasyon üzerinde ağır baskı oluşturuyor. Enflasyonla mücadelede küresel atmosfer itibariyle rüzgâra karşı yürüyor olsak da irademizde en küçük bir gerileme yoktur. Karamsarlığa kapılmadan, felaket tellallarına kulak asmadan biz doğru bildiğimiz yolda sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız.
AVRUPA BİRLİĞİ YOLCULUĞU
Aziz milletim, kıymetli basın mensupları; son dönemde Türkiye’nin Avrupa’daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği bazı yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Bu tartışmaları vesile kılarak ülkemizin Avrupa Birliği yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Şimdi bakınız değerli arkadaşlar, Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan Avrupa Birliği’ne ortaklık başvurusunu kuruluşundan 19 ay sonra, 31 Temmuz 1959’da yaptı. 1963’te de Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Nihai amacı Türkiye’nin topluluğa tam üyeliği olan ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğindeki hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması’nın 1 Aralık 1964’te yürürlüğe girmesiyle ilk devre, yani hazırlık dönemi başlamış oldu. 13 Kasım 1970’te Katma Protokolü imzaladık ve bu belgenin 3 yıl sonra uygulamaya konmasıyla geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar Avrupa Birliği yolculuğumuzda önümüzün kesilmesine sebep oldu. Şurası oldukça dikkat çekicidir: Bakınız, o dönemde komşumuz Yunanistan 1975’te üyelik başvurusunda bulunduğu Avrupa Birliği’ne çok kısa bir süre içinde 1981’de kabul edildi. Türkiye ise tamamen siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi. Demokrasimizin çok ağır yara aldığı 12 Eylül darbesiyle Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz resmen askıya alındı. Sonraki yıllarda sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal’ın inisiyatifiyle birlikle olan münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı. 14 Nisan 1987’de birliğe tam üyelik başvurumuzu yaptık ve merhum Özal’ın ifadesiyle uzun ince bir yola çıktık. Başvurumuzu değerlendiren komisyon, 2,5 yıl sonra verdiği cevapta Türkiye’nin topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini ifade etti. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1 Ocak 1996’da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile geçiş dönemini tamamlamış ve nihai döneme geçmiş olduk.
Değerli arkadaşlar; karşılaştığımız sıkıntılar kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladı. Öyle ki 1997’de düzenlenen Lüksemburg Zirvesi’nde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken, Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Nihayet 1999 yılında Helsinki’de toplanan Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığı konsey tarafından onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. 3 Kasım 2002’de ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni bir soluk kazandırdık. 2 senelik bir zaman dilimi içinde 8 uyum paketi Meclis’ten geçti. Aynı dönemde 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. Yine 2001 ve 2004 yıllarında iki anayasa paketi Meclis’imizde kabul edildi. Tüm bunlara rağmen, 2004’te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan Avrupa Birliği, içinde Türkiye’nin olmadığı 10 ülkeyi daha birliğe üye olarak kabul etti. Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de yer alıyordu. Türkiye olarak tüm bu hatalı ve hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek yolumuza sabırla devam ettik. 3 Ekim 2005’te başlatılan müzakere sürecinde ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirdik. 12 Nisan 2006’da 9. Reform Paketimizi açıkladık. 2006-2010 yılları arasında 13 fasıl müzakereye açıldı. 2010-2013 arası dönemde ancak bir fasıl açılabildi. 2012’de işlerlik kazandırılan pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü.
“AVRUPA BİRLİĞİ KURUMLARIYLA TEMASLARIMIZ YOĞUN BİR ŞEKİLDE DEVAM EDİYOR”
Değerli basın mensupları; 2015’ten itibaren Suriye’deki iç savaşın yol açtığı ve Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en büyük düzensiz göç dalgasının da etkisiyle birlikle ilişkilerimiz tekrar yoğunlaştı. Fakat 253 insanımızın şehit olduğu 15 Temmuz darbe girişimi karşısında Türkiye’ye gerekli desteği vermekte geç, yetersiz ve isteksiz kalan birlikle ilişkilerimiz yakaladığı tempoyu koruyamadı. Daha sonra yapılan toplantılarda mevcut tıkanıklığı aşacak, Türkiye-Birlik ilişkilerine ivme kazandıracak yüreklendirici bir tabloyla karşılaşmadık. Biz maruz kaldığımız onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarımızı inatla sürdürdük. Bugün de Avrupa Birliği kurumlarıyla ve ülkeleriyle karşılıklı temaslarımız yoğun bir şekilde devam ediyor. Ancak burada şunu çok net ifade etmem gerekiyor: İlk başvuru tarihimiz olan 1950’den beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye’ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadık. Kimi zaman demokrasimizi dillerine doladılar, kimi zaman ekonomimizi tehdit olarak gördüler, kimi zaman nüfusumuz üzerinden korku yaydılar, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirdiler. Ama her seferinde Türkiye’yi dışlayacak, Türkiye’nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak, Türkiye’yi kapıda bekletecek bir bahane mutlaka buldular. Türkiye değişti, dönüştü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdi. Ama bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında hiçbir değişim olmadı. Biz diğer aday ülkelerden farklı olarak işte bu zihniyetle ve temsilcileriyle de mücadele etmek zorunda kaldık. Merhum Özal’ın dediği gibi sadece uzun ince değil, aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük. Teessüfle belirtmeliyim ki, bu yolculuk yine aynı zeminde devam ediyor. Türkiye’ye yönelik stratejik şaşılık maalesef birliğin pek çok kurumunda hem de çok bariz biçimde varlığını muhafaza ediyor.
“TÜRKİYE YENİ SİSTEMİN KUTUP BAŞLARINDAN BİRİ OLMAYA NAMZETTİR”
Kıymetli vatandaşlarım; gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi, bugün de mesele Ankara’nın nerede durduğu değildir. Mesele, Brüksel’in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir, kendini nerede gördüğüdür. Türkiye’nin tam üye olarak yer almadığı bir Avrupa Birliği’nin küresel bir aktör ve çekim merkezi olmayacağı artık anlaşılmalıdır. Biz hini hacette varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak, sair zamanlarda ötelenecek bir ülke değiliz. Hiçbir zaman da olmayacağız. Avrupa Birliği, Türkiye’nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalı, bunu zora sokacak eylem ve söylemlerden imtina etmelidir. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye’dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış hâldedir. Bölgesel iş birliklerinin önem kazandığı, yeni aktörlerin boy verdiği, küresel sistemin çok kutupluluğa doğru hızla evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Ve Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor.
Bakın açık söylüyorum, bugün Avrupa’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyaç, Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihtiyacından daha fazladır. Yarın bu ihtiyaç daha da artacaktır. Avrupa bir yol ayrımındadır. Ya Türkiye’nin büyüyen gücünü ve küresel ağırlığını birliğin darboğazdan çıkışı için bir fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa’nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler. Bizim temennimiz Avrupa’daki karar alıcıların siyasi ve tarihî önyargılarını artık terk ederek Türkiye ile samimi, sahici ve göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalarıdır. Böyle bir ilişkinin kazananı, Türkiye’nin de ayrılmaz parçası olduğu Avrupa Kıtası olacaktır. Biz milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek bu yolda sabırla, vakarla, alnımız ak, başımız dik bir şekilde yürümeye devam edeceğiz.
KURBAN BAYRAMI TATİLİ
Bu düşüncelerle sizlere veda etmeden önce iki müjdemizi aziz milletimizle paylaşmak istiyorum. Bu sene Kurban Bayramı’nı inşallah 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edeceğiz. Kamu çalışanlarımızın 26 Mayıs Salı günü öğleden sonra başlayacak olan resmî tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Böylece pazartesi tam gün ve salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi 1,5 günü idari izin kapsamına alarak toplamda 9 günlük bir tatil imkânı vermiş oluyoruz. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum.
Aile ve Gençlik Fonuyla yuva kurmak isteyen gençlerimizi 200 ila 250 bin lira arasında bir rakamla destekliyoruz. Krediden faydalanan ve vade döneminde çocuk sahibi olan gençlerimize yönelik bir kolaylık sağlamıştık. Geri ödeme süresi içerisinde ilk çocuk sahibi olan çiftlerin 12 aylık taksitini hibe etmeye ve kalan taksitlerini 12 ay ertelemeye karar vermiştik. Şimdi bunu bir adım öteye taşıyoruz. Geri ödeme dönemi içerisinde ikinci çocuğun da olması hâlinde kalan taksitlerin tamamını hibe edeceğiz. Genç çiftlerimize hayırlı uğurlu olsun diyor, kabine toplantımızda kararların hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”