Antalya Diplomasi Forumu’na katılan Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Lider Haber TV muhabiri İsa Akar'a özel açıklamalarda bulunarak Batı Trakya’da yeniden alevlenen müftülük krizine dikkat çekti
Antalya Diplomasi Forumu’na katılan Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, Batı Trakya’da yeniden gündeme gelen müftülük krizine ilişkin Lider Haber TV’ye önemli değerlendirmelerde bulundu. Yunanistan’ın İskeçe ve Gümülcine’de yeni müftü atama girişimlerinin, 41 yıldır süren “atanmış-seçilmiş” tartışmasını yeniden alevlendirdiğini söyledi.
“BU FORUMDA DERDİMİZİ DOĞRUDAN ANLATABİLİYORUZ”
Antalya Diplomasi Forumu’nun önemine dikkat çeken Şerif, forumun Batı Trakya Türkleri açısından büyük bir fırsat sunduğunu ifade ederek, “Bu forumun beşincisi yapılıyor, ben üçüncüsüne katılıyorum. Artık buranın gediklisi sayılırım. Her yıl buradan ciddi anlamda istifade ederek ayrılıyoruz. Çünkü dünyanın birçok yerinden gelen diplomatlarla, özellikle ana vatan Türkiye’nin önemli isimleriyle bir araya geliyoruz. Onlara sıkıntılarımızı, yaşadığımız sorunları birebir anlatma imkânı buluyoruz” dedi.
Şerif, sözlerini şöyle sürdürerek: “Burada sadece temaslar değil, aynı zamanda medya aracılığıyla da sesimizi duyuruyoruz. Sizinle röportaj yapıyoruz, Anadolu Ajansı’yla görüşüyoruz, diğer basın mensuplarıyla konuşuyoruz. Bu da bizim için çok önemli. Sesimizi dünyaya duyurmuş oluyoruz. Bu tür organizasyonların devam etmesini temenni ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“1985’TEN BU YANA AZINLIĞIN İRADESİ YOK SAYILIYOR”
Batı Trakya’daki müftülük krizinin tarihsel sürecine değinen Şerif, sorunun temelinde Yunanistan’ın azınlığın iradesini tanımamasının yattığını vurgulayarak, “Biz Batı Trakya’da rastgele kalmış bir topluluk değiliz. 1912 Balkan Savaşları’ndan sonra bu topraklarda kalan Müslüman Türkleriz. Daha sonra yapılan anlaşmalarla burada kalmamız ve haklarımız belirlenmiştir. Ancak 1985 yılına kadar, az çok azınlığın iradesi dikkate alınırken, bu tarihten sonra tamamen devletin atama sistemine geçildi” şeklinde konuştu.
Yunanistan’ın müftülerini tanımadığını söyleyen İbrahim Şerif, “Yunan devleti 1985’ten bu yana bizim seçtiğimiz müftüleri tanımıyor. Kendisi müftü atıyor. Biz de bunu kabul etmiyoruz ve kendi müftümüzü seçmeye devam ediyoruz. Yani ortada iki ayrı yapı oluşmuş durumda: biri atanmış, diğeri seçilmiş. Bu da 41 yıldır devam eden bir kriz doğuruyor” dedi.
“LOZAN AÇIK, UYGULANMAYAN HÜKÜMLER VAR”
Müftülük meselesinin hukuki dayanağına işaret eden Şerif, Lozan Antlaşması hükümlerinin net olduğunu söyleyerek “Lozan Anlaşması’yla Batı Trakya’daki Müslüman Türk azınlığa dini özerklik tanınmıştır. Bu çerçevede müftülük makamı da büyük önem taşır. Müftü dediğimiz kişi sadece dini lider değildir; aynı zamanda toplumsal bir temsil gücüne sahiptir” diye konuştu.
Önemli hatırlatmalarda bulunan Gümülcine Müftüsü Şerif, “Bu anlaşmalara göre müftülerin, bölgede oy kullanma yaşına gelmiş Müslüman Türkler tarafından seçilmesi gerekir. Ancak Yunanistan bu hakkı tanımıyor. Son dönemde de atamaları ‘seçim’ görüntüsü altında yapmaya çalışıyor. Bu da kabul edilebilir bir durum değil” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE İLE KIYASLAMAK DOĞRU DEĞİL”
Yunanistan’ın Türkiye’deki uygulamaları örnek göstermesine de değinen Şerif, bu kıyaslamanın doğru olmadığını vurgulayarak “Yunanistan diyor ki ‘Türkiye’de müftüler seçilmiyor’. Ancak burada önemli bir fark var. Türkiye’de yönetim, Müslüman çoğunluğun iradesiyle belirleniyor. Cumhurbaşkanı da, hükümet de bu iradenin sonucudur. Dolayısıyla yapılan atamalar da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Yunanistan’da ise durum farklı. Orada Müslüman Türk azınlık söz konusu. Buna rağmen devlet doğrudan ‘ben atarım’ diyor. Oysa aynı yaklaşım Hristiyan dini liderler için geçerli değil. Bir papazın ya da dini liderin atanmasına devlet karışmıyor. Bu çifte standarttır” dedi.
“ÇÖZÜM ASLINDA ÇOK BASİT”
Sorunun çözümüne ilişkin net bir çağrıda bulunan Şerif, uluslararası anlaşmaların uygulanmasının yeterli olacağını ifade ederek “Bizim talebimiz yeni bir şey değil. Anlaşmalarda ne yazıyorsa onun uygulanmasını istiyoruz. Bu kadar basit. Eğer Lozan’a ve diğer uluslararası hukuka uyulursa bu sorun zaten ortadan kalkar. Bugün yaşanan gerilimlerin temelinde bu uygulama farklılığı yatıyor. Biz hakkımız olanı talep ediyoruz. Bunun dışında ekstra bir beklentimiz yok. Yeter ki mevcut anlaşmalar hayata geçirilsin” şeklinde sözlerine son verdi.