Nihayet bir Cuma yazısı daha kaleme alma fırsatı yakaladım. Bugün değişik birkaç konu var. Saygı ve tahammül ilk sırada. Adab-ı muaşeret gibi konular peşinden gelecek.
Yaşanan sosyal ve ekonomik sıkıntılar içerisinde adeta birbirimize saygı ve tahammülü yitirdik. Televizyon ve gazete haberlerinde inanılmaz olayları manşete taşınırken, hepimiz adeta bir film gibi izliyor, ders almıyoruz.
Gürültü yaptı diye dövülen hatta öldürülenler, sıra yüzünden yaşanan tartışma ve kavgalar, trafikte yaşanan olağan (!) kaoslar, taciz ve şiddetler. Uyuşturucu partileri ve neler neler…
Ne günlere kaldık ya rabbim. Artık insanlar konuşarak anlaşmayı unutmuş görünüyor. İnsanların iletişim kurma yolları bol şiddet, gücü yeten gücünün yettiğine şiddet uyguluyor.
Toplum içerisinde yaşadığımız süre içerisinde önce kendimize saygı duymalı, ardından insanlara olan sorumluluktan yola çıkarak insanlara karşı anlayış ve hoşgörüyü elden bırakmamalıyız.
Ama maalesef günümüzde bütün insanlar stres yüklü. Yolda yürürken bir insana yanlışlıkla çarpmaya korkmaya başladık. Her birimiz patlamaya hazır saatli bomba gibiyiz.
Çünkü kimin ne olduğu, hangi ruh hali içinde bulunduğu bilinmemekte, insanlar dillerini, kullanmak yerine güçlerini sergilemekte. Artık kimin nasıl tepki vereceği belli değil.
“İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır” atasözünün yerinde yeller esmekte, konuşmak ve konuşarak anlaşmak adeta tarihe karışmakta.
Sakin ve seviyeli başlayan birçok konuşmada bildik bir şekilde şiddetle sonuçlanmada canları ve ocakları yakmaktadır. Konuşmayı bilmediğimiz gibi, dinlemeyi de bilmiyoruz. Hiç olmazsa onu öğrensek daha kolay olacak gibi.
Konuşurken karşıdaki insanı dikkatle ve sabırla dinleyecek olursak yaşanan olumsuzlukların birçoğu olmayacak, konuşmalar farklı olaylara gebe kalmayacaktır. Yazımın başında da dedim ya; “Tahammül ve saygıyı kaybettik” diye.
Hakikaten öyle oldu. Bunlarla birlikte hoşgörü, anlayış ve sabır gibi insanlara özgü değerlerimizi de kaybetmeye başladık.
Bir insanın bir diğer insana üstünlüğü yoktur. İnsanların birbiri üzerinde hakları vardır.
Haklarımızı medeni platformlarda savunalım, yok yere öfkelenerek ocakları ve ocağımızı söndürmeyelim.
Toplum olarak kendimize bir çeki düzen verelim, yaşanan olumsuzluk ve hatalardan ders alalım. Medeni bir şekilde konuşmayı öğrenirsek hayatta daha mutlu bir insan olmayı da başarırız.
Öyle değil mi?
----------------
ADAB-I MUAŞERET!
Tevellütü eski olanlar bilir. 1960'lı yıllarda özellikle ilkokullarda "ADAB-I MUAŞERET" diye bir ders okutulurdu! Amaç iyi bir nesil yetiştirmek içindi.
Bir çocuğa büyüyünce neler yapıp yapmaması gerektiğini tek tek anlatan o ders bugün çok ama çok gerekli. Gelin o kitapta yer alan bazı konuları hep birlikte bir hatırlayalım; “Ayakta bir şeyler yiyip içilmez. Biriyle konuşulurken eller pantolon cebine sokulmaz. Başkasının kusuruyla alay edilmez. Emanet eşyalar geri verilmek için fazla geciktirilmez. Pazarlık yapılırken mal kötülenmez. Telefon eden ilk önce kendisini tanıtır. Kalabalık yerde çiklet çiğnenmez. Hiçbir yere ağızda sigara ile girilmez. Kusur yüze karşı açık açık söylenmez. Alay ve kötüleme için ima ile bile yapılmaz. Yerlere tükürülmez ve çevre kirletilmez. Bencillik, ancak çocuklar da ayıplanmaz. Aksırırken el veya mendille ağız kapatılır. Toplu yerlerde yüksek sesle konuşulmaz. Uzun zaman kalan misafirlere bir oda ayrılır. Yemek davetinde, yemekler geciktirilmez. Sıra olan yerlerde sıraya geçilir, sıra bozulmaz. Başkasının yanında ayaklar uzatılarak oturulmaz. Bir konuyu reddederken ciddi ve terbiyeli olunur. Başkasının lafı kesilmez, devamlıda konuşulmaz. Erkeği olmayan eve, erkeğin ziyareti hoş karşılanmaz.”
Hatırladınız değil mi? Bunların hepsi bırakın bir ders olarak okutulmayı bir insanın olmazsa olmazları. Üzülerek söyleyeyim ki bugün bunların çoğunu uygulamıyor ve uygulatmıyoruz.
Peki sizce bugün “ADAB-I MUAŞERET” kaldı mı?
Evet sevgili dostlar; iyi ve adab-ı muaşereti bilen dostlarla karşılaştırmayı nesih etsin. Hepinize hayırlı cumalar diliyorum. Haftaya görüşmek üzere sağlıcakla kalın.