Baştan söylemekte fayda var bu hafta köşe yazım güllük gülistanlık değil sevgili dostlar. Toz pembe yalanları söylemek de huyum olmadığı için yaşadığımız hayatı bugün süzgeçten geçirmek istiyorum. Bana katılırsınız ya da katılmazsınız hepinize saygım sonsuz lakin son zamanlarda rahatsızlık duyduğum birkaç şeyi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
***
2025-2026 eğitim ve öğretim yılının son iki haftasına girdik. Koca bir eğitim ve öğretim yılını geride bırakırken geriye dönüp baktığımda ne yazık ki ülke genelinde okullarımızda yaşanan facialar sonrası kayıplarımız ilk akla geliyor. Değerli öğretmenlerimiz ve sevgili öğrencilerimizin hayattan koparılmaları sözcüklerle anlatılacak cinsten değil...
Hani bazen ikili konuşmalar arasında şöyle bir cümle geçer ya: “Yanlış zamanda gelmişim bu dünyaya, şimdi tam bu zamanda gelecektim ki diye başlayıp devam eder cümlenin sonu... ”
***
Bizim jenerasyonun bu zaman için böyle bir isteği bence yok. Bizler en güzel çocukluğu, en saygı ve sevgi çerçevesinde okul hayatnıı yaşayan öğrenciler ve en masumane gençliği yaşayan kişilerdik bence. 2000 li yıllar ve sonrası birçok değerlerimizden kayıplar vermeye azar azar başladık ve şimdi durdurulamaz bir yere doğru gidiyoruz.
Ben hala öğretmenlerimle görüşürüm ve her görüştüğümde de yıllar önceki öğrenci edasıyla, adabıyla, ahlakıyla öğretmenlerimle iletişim kurarım. Ve bugün yine günümüze baktığımızda öğretmen-öğrenci ilişkilerinin yozlaşması ve her geçen gün öğretmene duyulan saygının azaldığını görmek doğrusu canımı sıkıyor. Bu sadece şahsi bir duygu değil yarınları düşününce hissettiğim duygu toplum adına bir can sıkıntısı, endişe, kaygı...
***
Yapay zekanın insan zekasını alt ettiği son yıllarda büyük bir çöküş yaşıyoruz ve kimse bunun farkında bile değil, herkes işin eğlence kısmında. Kendi aklıyla düşünen, fikrini ortaya koyan insan sayısı gitgide azalıyor. Bu durumda hayatın her alanına kötü bir hastalık gibi sirayet etmiş durumda.
Bu hastalıktan ülkece nasıl kurtuluruz bilinmez. Herkes her şeyin kolayında, kurnazlığında. Hal böyleyken de çok bir şey beklemek biraz hayal ürünü oluyor...
***
Eğitim evde başlar okulda devam eder. Bizler bu kültür ve bilinçle büyüyen nesillerdik. Şimdi birçok evi çatısız eve benzetiyorum ben. Duvarları var ama çatısı yok. Evin içi buz gibi, dışarıdan gelebilecek olan her türlü afete açık. Korunmasız ve harap...
Yediden yetmişe insanların birbirlerine karşı duyarsızlaştığı, empati duygusunun yoksunlaştığı, bencilliğin arttığı, umutların azaldığı bir dönemden geçiyoruz.
Yazımın en başında da ifade ettiğim gibi bugün tatsız, kasvetli bir yazıyla sizlerle günü paylaştım ama gerçeğimizi de yağlayıp, ballayıp sofraya sunmak bana göre değil. Hiç benlik değil...
***
Kendi doğrularım ve inançlarım doğrultusunda kaleme aldığım her sözcüğün altını kırmızı kalemle çizerken yarınlarımız için bugünden kendimizle yüzleşmemiz gerektiğine inanıyorum ben. Tüm çıplaklığıyla yağlayıp, ballamadan kendisiyle ve yaşamıyla yüzleşen, yetiştirdiği çocukların özeleştirisini yapan herkese gönülden sevgi ve saygılarımı sunuyorum...