SESSİZ BOŞANMA (2)

Abone Ol

Sessiz boşanma, çocuklara “ilişki böyle bir şeydir” diye yanlış bir model oluştur.

Sessiz boşanma yaşayan bireylerde zamanla: kronik yalnızlık hissi, değersizlik algısı, özgüven kaybı, duygusal tükenmişlik, psikosomatik rahatsızlıklar görülebilir. Çünkü insanın en temel ihtiyacı görülmektir. İnsan görülmediği yerde yavaş yavaş silinir.

Bir evliliğin içinde kaybolmak, bazen boşanmaktan daha ağırdır. Çünkü orada net bir son yoktur. Sadece uzayan bir belirsizlik vardır.

Toplum, dışarıdan “evlilik sürüyor” diye bakar. Ama içeride duygusal olarak dağılmış aileler artar.

Bu durum: İlişkilere olan güveni zedeler, evliliği bir “zorunlu birliktelik” algısına indirger, yeni neslin bağlanma biçimlerini etkiler. Toplumun en küçük birimi olan aile, içten içe çatladığında; o çatlak kültüre, dile, hatta gelecek tasavvuruna kadar yayılır.

Sessiz boşanma, istatistiklere değil, ruh sağlığı verilerine yansır…

Sessiz boşanma bir anda olmaz.Her gün biraz daha az sarılmakla olur. Her gün biraz daha az dinlemekle olur. Her gün biraz daha az merak etmekle olur.

Bir ilişkiyi bitiren şey çoğu zaman büyük ihanetler değil, küçük ama sürekli ihmal edilen duygusal temaslardır.

Evlilik bir ev gibidir. Çatıyı taşıyan büyük kolonlar değil sadece; duvar aralarındaki küçük harç da önemlidir. O harç ilgi, şefkat ve iletişimdir. Kuruduğunda duvar ayakta görünür ama içi boşalır.

Aynı evde yaşıyor olmak, gerçekten birlikte yaşamak mıdır?

Yoksa biz, limanda bağlı ama çoktan su almış gemilere mi dönüşüyoruz?

Belki de asıl cesaret, ayrılmak değil; konuşabilmektir. Çünkü sessizlik bazen huzur değil,

yavaş ilerleyen bir vedadır.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }