Antalya geçen hafta çarşamba, cuma ve cumartesi günü afete dönüşen bir yağışla karşılaştı. Bu ne ilk ne de son… Hani derler ya, “Biz bu filmi görmüştük” diye.
Vallahi bırakın filmi görmeyi birçok insan birebir yaşadı. Bu tür afetlerin yıllara göre bir dizi kronolojisini çıkartacağım. Ne yazarsak yazalım, bilim insanları hangi uyarıda bulunursa bulunsun maalesef ilgilileri bir türlü ders almıyor.
Sel felaketi artık mevsimlik bir haber değil; rutin bir utanç tablosu haline geldi. Toroslar’dan inen sular hala aynı hızla şehre ulaşıyor, ama şehir her seferinde aynı şaşkınlıkla boğuluyor.
Neden mi? Çünkü “COĞRAFYA KADERDİR” dedikçe, yerel yönetimler de rahatça “KADER” deyip sıyrılıyor. Oysaki sel KADER değil, tercihlerin sonucudur. Mesela, dere yataklarını imara açmamak bir tercihtir.
Evet; Antalya’nın sel tarihi oldukça eskidir ve neredeyse her on yılda bir ciddi bir uyarı verir doğa. 1942’de Yuva Mahallesi’nde yaşanan sel, o dönemin en büyük felaketlerinden biri olarak kayıtlara geçmiş.
Bir diğer acı olay ise 2003 yılbaşı öncesi Hacısekiler, Akdamlar ve Doyran köylerinde 11 kişi sel sularına kapılmış, Antalya tarihinin en trajik olaylarından biri yaşanmıştı. Hatırlayanınız vardır: İş makineleri bile sulara kapılmıştı.
Yaşananlar “KADER Mİ”, “COĞRAFYA MI” yoksa yerel yönetimlerin BECERİKSİZLİĞİ Mİ bilemem ama, yaşanan her felaket sanki başka bir felaketin haberci olmuş.
Örneğin; 2011 Ekim’inde Serik-Haskızılören’de dere yatağına dönüşen köyde 6 kişi hayatını kaybetmiş, 46 ev ağır hasar görmüş, köprüler yıkılmıştı. Aradan 14 yıl geçmesine rağmen bazı evlerde sel izleri hala duruyor, kayıp çift hala bulunamadı.
Sel deyip geçmeyin. 2015’te Yuva’da yeniden büyük bir sel yaşanmış, mahalle sakinleri “En son 1942’de böyle bir şey olmuştu” demişti. Değişen bir şey yok, alınan önlem yok!
2022 Aralık’ta Kumluca ve Finike’de “50 yıldır böyle bir felaket görülmedi” denilecek kadar ağır bir sel vurmuş; otomobiller sürüklenmiş, evler ve seralar sular altında kalmış, ilçelerin tamamı felç olmuştu.
Ve son yıllarda arka arkaya gelen felaketler: 2023-2024 kışında ve ilkbaharında Kumluca, Serik, Kemer hattında tekrarlanan şiddetli yağışlar seraları, bahçeleri, evleri su bastı; dereler taştı, araçlar mahsur kaldı.
Hiçbir olaydan ders almadığımız tarihsel kayıtlarda gözümüze çarpıyor. 2024 sonu (özellikle Aralık ayları) ve 2025 boyunca merkez ilçelerde (Aksu, Kepez) ve batı ilçelerinde mevsimsel pardon geleneksel hale gelen su baskınları yaşandı.
Say say bitmiyor aslında. 2025 Ekim sonu gibi yakın tarihlerde bile sağanak ve dolu kombinasyonuyla ana arterler göle döndü, rögarlar taştı.
Yine ders almadı kimse. Sonucunda geçen hafta sonu yaşanan sel ve su baskınlarında Kumluca’da 1.500 dönüm tarım arazisi ziyan oldu, Kemer’de araçlar mahsur kaldı, Serik’te portakal bahçeleri sular altında kaldı, Manavgat’ta seralar gömüldü.
Büyükşehir Belediyesi’ni bile kendi partisinin ilçe başkanları topa tutuyor; “Nerede altyapı yatırımı? Nerede önlem?” tepkileri ile. Sonuç? Sıfırı sıfır elde var KAYIPLAR!
Peki bu felaketlerin asıl sorumlusu kim? Coğrafya mı? Hayır. Coğrafya aynı coğrafya. Değişen tek şey, insan eliyle katledilen akıl ve dere yataklarının RANT uğruna imara açılması.
Her kış aynı manzaralar. Çamur deryasına dönen caddeler, botla kurtarılan insanlar, kaybedilen seralar, mahvolan emekler ve her seferinde “BU SON OLSUN” nidaları.
Yerel yönetimler ise yıllardır aynı bahaneyi tekrarlıyor; “İklim değişikliği, ani yağış!” Oysa bilim yıllardır uyarıyor. Akdeniz’de kısa sürede 100-200 mm yağış artık normalleşiyor. Buna rağmen hazırlık yapılmıyor, çünkü öncelik RANT.
Aklımızı başımıza almamız lazım. Coğrafya değişmez ama biz değişebiliriz. Antalya bir sonraki yağış dönemine aynı sorun ve soruyla girmemeli! Yoksa hep birlikte BOĞULACAĞIZ!
NOT: Geçen hafta Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın basın toplantısıyla ilgili duygu düşüncelerimi sel felaketi nedeniyle ötelemek zorunda kaldım. Bazı ŞEYTANLAR sevinmesin. Nasipse yarın ele alacağım!