PENGUENLE YALNIZLIK PAZARLAMAK

Abone Ol

Son günlerde sosyal medyada dolaşan bir figür var: “Nihilist Penguen.” Hasta, yalnız, sürüsünden kopmuş bir figür olarak sunuluyor. Altına iliştirilen cümleler de oldukça tanıdık: “Herkesin yolu yalnızdır.” “Kimseye ihtiyacın yok.” “Gerçek özgürlük budur.” Yalnızlık, bu kez bir hayvan metaforu üzerinden cilalanarak sunuluyor; melankolik, dokunaklı, hatta bir tür bilgelik kisvesiyle.

***

Oysa burada durup sormak gerekir: Bu gerçekten nihilizm mi, yoksa paketlenmiş bir romantizasyon mu? Zira nihilizm, sorgulamadan kabul edenlerin ideolojisi değildir. Aksine, hazır anlamları reddeder. Oysa bu penguen anlatısı tam da sorgulamadan benimseniyor. Paradoks burada başlıyor.

Dahası, insanlık tarihi bize şunu söylüyor: Toplumları ayakta tutan şey yalnızlık değil, ilişkiselliktir. Bağlar, karşılıklılık, ortak hafıza ve birlikte üretme kapasitesi toplumların temelini oluşturur. Varoluşçuluk, bireyi yüceltirken bile onu boşluğa bırakmaz. İnsan anlamını tek başına değil, dünya ile kurduğu ilişkide inşa eder. Yani mesele “kimseye ihtiyaç duymamak” değil, nasıl ve ne tür bağlar kurduğudur.

***

Burada asıl soru şu olmalıdır: Neden bu anlatı şimdi dolaşıma sokuldu? Sosyoloji bize şunu öğretir: Bir anlatı aniden, hızla ve neredeyse eşzamanlı biçimde yayılıyorsa bu çoğu zaman masum bir tesadüf değildir. Kültürel akımlar kendiliğinden patlamaz; bir ihtiyaçtan doğar, bir boşluğu doldurur veya bir yönlendirmeye hizmet eder. Bu bağlamda penguen artık bir hayvan olmaktan çıkar ve bir metafora dönüşür.

***

Yalnız bireyin kutsanması, kopuşun olgunluk gibi sunulması ve bağsızlığın güç olarak pazarlanması söz konusudur. Oysa tarihsel deneyim şunu açıkça gösterir: Toplumlar sürü oldukları için değil, bağ kurabildikleri için var olmuştur. Aile, mahalle, dostluk, dayanışma ağları, kolektif hafıza çözüldüğünde birey özgürleşmez; yalnızlaşır ve savunmasızlaşır. Yalnız birey daha kolay yönlendirilir, daha hızlı tüketir, daha çabuk radikalleşir ve daha kolay bir ideolojiye, lidere ya da uç bir yapıya tutunur.

***

Bu yüzden son yıllarda ilişki kültürü “bağlanmayı” değil, kaçışı öğretir oldu. Ghostlamak normalleşti, hesap vermemek erdem sayıldı, “Kimseye ihtiyacım yok” cümlesi olgunluk diye dolaşıma sokuldu. Oysa evrendeki hiçbir canlı tek başına varlığını sürdüremez; ne hayvan, ne bitki, ne insan. Hatta hava ve su bile diğer varlıklarla etkileşim içinde anlam kazanır. Bu yüzden mesele özgürlük değil, belki de asıl aradığımız şey eşitlik, bağ ve karşılıklı sorumluluktur.

***

Toplumları çözmenin en kolay yolu insanları birbirinden koparmaktır ve bunu en etkili şekilde yalnızlığı romantize ederek yaparsınız. Bir psikoloji diliyle süslenir, derinlik hissi verilir, ama sosyolojik sonuç nettir: Parçalanmış birey, kontrol edilebilir toplum. İnsan sadece düşünen bir varlık değildir; birlikte düşünen, birlikte planlayan, birlikte direnebilen bir varlıktır.

***

Eğer hasta bir penguen üzerinden yalnızlık yüceltiliyorsa mesele penguen değildir. Mesele, insanın insana olan ihtiyacının sessizce törpülenmesidir. Ve belki de şunu yeniden hatırlamak gerekir: Yalnızlık her zaman derinlik değildir, bazen sadece iyi paketlenmiş bir kopuştur.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }