Mahallenin sahibi silkelenip etrafına bakınca çevresindeki yanlışların üzerine üzerine gitmeye başladı.
Dünden bugüne sessiz bırakmışlardı.
Susturmuşlardı.
Uysal olmuştuk.
İtiraz edemiyorduk.
İzlemekle yetiniyorduk.
Gücümüz yoktu.
İtiraz hakkımız yoktu.
Sinmişmiydik yoksa sindirilmişmiydik
bilemiyorduk.
Özümüz istiyor, yüreğimiz kabarıyor ama müdahale edemiyorduk.
Düşman içimize öyle girmiş öyle sinmiş öyle diz çöktürmüş ki bizi, ayağa kalkamıyorduk.
Erdoğan ile birden devir değişti.
Kara bulutlar dağıldı.
Ölü toprağı üzerimizden atıldı.
Toparlandık.
Kendimize geldik.
Özümüze döndük.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun dedik.
Irkdaşlarımıza sahip çıktık.
Sonra dindaşlarımızı kucakladık.
Mahallenin kabadayısı olduğumuzu hatırladık.
Bölgemizin sahibi olduğumuzu anımsadık.
Dünden güç alıp yarına adım atmaya başladık
Sonra içerideki hainleri temizlemeye başladık.
İçimizdenmiş gibi gözüküp düşmanlarla iş tutan CIA, MOSSAD ve diğerlerine köpeklik edenler temizlendi.
Sonra komşularımıza el attık.
Biliyorduk ki komşudaki yangın bizde sıçrayacaktı.
Terörü üzerimize salanları kıstırdık.
Komşudaki ateşi söndürmekle işe başladık.
En önce iç kalemizi tahkim ettik.
Ordumuzu, askerimizi, polisimizi güçlendirdik.
Çürük elmalardan arındırdık.
Sonra el uzattık dindaşlara.
Ardından soydaşlara.
Birliği, beraberliği sağlamak için gerekli olan tüm siyasi hâl uygulandı.
Ortadoğu'dan Afrika'ya, Asya'ya el verdik, uzandık.
Gittiğimiz her yerde bize:
"Nerede kaldınız, yüz yıldır sizi bekliyorduk" deyip boynumuza sarılan mazlum milletlerin umut dolu bakışlar ile şefkatli bekleyişlerini gördük.
Hem dindaş hem gardaşlardı onlar.
Şimdi umutları bizde.
Mahallenin kabadayısı geldi.
Suriye'de ayak sesleri duyuluyor.
Irak'ta umutlu bekleyiş sürüyor.
Gazze başlı başına bize bakıyor.
Mısır bizsiz yapamaz.
Arabistan çöllerinde cirit atan itlerin sesleri ha kesildi ha kesilecek.
İran içten içe kendi derdine düşmüş halde.
Sıkıntısı çok fazla.
Ürdün, Umman, Katar, Kuveyt, Emirliklerin gözleri üzerimizde.
Mahallenin kabadayısını ağırlamak için gün sayıyorlar.
Soyulmaktan yorgunlar.
Sahipsizlikten çaresizler.
Yılanlara sarılmışlar.
Bundan böyle biz savaş demeden savaşlar olmayacak.
Savaşları durdurıyoruz.
Barış masaları kurduruyoruz.
Mazlumlara umut oluyoruz.
Tek dişi kalmış canavar hepsini ürkütmüş.
Şimdi o dişlerin çekilme zamanı.
Mahallenin sahibi, kabadayısı silkelenip etrafına bakınca çevresindeki yanlışların üzerine üzerine gitmeye başladı.
Sahipsizleri sahiplenmeye başladı.
Mahallede herkesin gözü üzerimizde.
Şimdi tek bir şey kaldı.
Kabadayı o gür sesiyle :
"Heeeeyt, dağılın breee" deyip kılıcını çekip savurması kaldı.
Emin olun, bu gidişle bunu yapması da pek yakındır...