Bugün sizlere yine Antalyaspor’la alakalı köşe yazacaktım. Çünkü dün günlerdir beklenen oldu (!). Zat-ı şahaneleri muhterem Antalyaspor Kulübü Başkanı Mustafa Ergün ile A.Ş. Başkanı Rıza Perçin, ortaya çıkıp bir zahmet basın toplantısı düzenledi.
El ele 122 yıl sonra Antalyaspor’u ligden düşüren bu muhteşem ikilinin basın toplantısında bir meslektaşlarımı dövmedikleri kalmış. Dertlerini anlatmaktan öte hesaplaşmaya çalışmışlar. Bunları gören ve söylediklerini duyan sanki takımı gazeteciler ve taraftarlar bu hale getirdi zanneder!
Ben bu konuları yarınki yazımda detayları ile ele alacağım. Hani Mustafa Ergün efendinin dediği gibi, SİNDİRİ SİNDİRE açıklamaları okuyacağım. Ki öyle cevap vereyim. Sonra paşam laf etmesin diye!
Neyse bu mevzuyu yarına bırakarak bugün KISSADAN HİSSE bir iki hikaye anlatacağım. Konuyla alakalı mı yoksa “DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN MI?” okuyup öyle karar verin.
-------------
AÇGÖZLÜLÜK...!!!
Bir kasabaya bir iş adamı gelir ve oranın halkına der ki; "Bana ormandan maymun getirin size maymun başına 5 dolar vereceğim."
Bazıları ormana gider, maymunları yakalar ve iş adamına getirirler, paralarını alırlar. Sonra iş adamı onlara der ki; "Bundan sonra getirilen her maymun başına 10 dolar vereceğim,"
Bu defa daha çok insan maymun yakalamak için ormana koşturmuş.
Bir süre sonra iş adamı fiyatı artırarak, maymun başına 15 dolar vereceğini söyler. Bu teklif çiftçilikle uğraşan halkın pek hoşuna gider. Hatta işi gücü bırakıp sadece ormana maymun avlamaya gidenler çıkar.
Kısa zaman sonra iş adamı maymun başına 25 dolar vereceğini söyler. Artık herkes işi gücü bırakıp ormanda maymun avına çıkar. Bu böyle uzunca bir süre devam eder gider.
Derken iş adamı maymun başına rakamı 30 dolar çıkarır. Lakin bu kez ormanda maymun bulmak çok zorlaşır. Çabalara rağmen çok az maymun bulunabilir.
Derken iş adamı maymun başına 35 dolar vereceğini açıklar. Fakat kimse ormana gitmez. Çünkü artık ormanda maymun kalmamıştır.
Bir süre sonra iş adamı fiyatı yükseltir, "Maymun başına 50 dolar vereceğim" der. Bu arada acil bir iş için şehre dönmesi gerektiğini, döndüğünde buldukları maymun başına 50 dolar ödeyeceğini, kendisi yokken işleriyle yardımcısının ilgileneceğini söyler.
50 doların cazibesiyle halk gene ormana koşar ama hiç maymun bulamaz, çok üzgün bir halde buna çare ararken, iş adamının yardımcısı gelir; "Bakın. Size bir teklifim var. Patron dönünce sizden maymunları 50 dolardan satın alacak. Ben size ahırdaki maymunları 35 dolara satarım. Siz de, o gelince ona 50 dolardan satıp maymun başına 15 dolar kazanırsınız" der.
Köylülerin çok hoşuna gider bu teklif. Herkes parasını maymun almak için kullanır, hatta parası olmayanlar, arsalarını satıp maymun satın alırlar. Kısa zamanda, iş adamının yardımcısı ahırdaki bütün maymunları satar ve depoyu boşaltır.
Sonrası ne mi olur? Köy halkı ne o iş adamından ne de yardımcısından bir daha hiç haber alamaz. Maymunlar da ellerinde kalır. Cepteki paradan da olurlar.
Evet, sistem dünyada böyle işliyor. Fırıldaklar böyle dolandırıyor her defasında. İnsanlar oyunu öyle veya böyle yutuyor! Bir bakıma yalanları ve hikayeleri yediriyor.
Sormuşlar filozofa; "Açgözlüyü pardon salakları kim kandırır? Cevap vermiş filozof, “Yalancı.”
Anlamışsınızdır ne demek istediğini hikayenin!
-----------
“DUR BAKALIM N’OLACAK?”
Adam iş gezisine çıkmış, dönmüş, akşam yemekte karısına sormuş; “Eee anlat, bakalım, ne var, ne yok?”
Kadın, şuradan, buradan bir şeyler anlatmış, adam yetinmemiş; “Başka başka ne var?”
Kadın, “Valla ne olsun işte, bir de şey oldu ama!” Adam hemen dikilmiş; “Nedir, ne oldu?”
Kadın başlamış anlatmaya; “Yahu geçen gün çarşıya çıkmıştım, peşime biri takıldı. Bilirsin ben sokakta çok ciddiyimdir, yüz vermeden yürüdüm, gittim ama biraz sonra baktım ki herif peşimde...”
Adam; “Eee, dur bakalım n’olacak?” Kadın; “Dairenin kapısını açtım, döndüm kapayacağım, adam da içeri girmez mi?” Adam sakince; “Eeee, dur bakalım n’olacak?”
Kadın anlatmaya devam etmiş, “Neyse paketleri bıraktım, yatak odasına geçtim, adam da benimle beraber...” Adam biraz yüksek sesle; “Eeee, dur bakalım n’olacak?”
Kadın devam etmiş; “Perdeleri kapattım, soyundum, dökündüm, çok yorgundum, şöyle bir yatağa uzandım, baktım adam da benimle birlikte yatakta...” Adam; “Eeee, dur bakalım n’olacak?”
Kadının tepesi atmış; “Ulan salak, daha dur bakalım n’olacağı kaldı mı? Olanlar oldu, anlasana!”
İşte hikaye bu. Antalya’da her şeyi, her olayı. “Dur bakalım n’olacak?” diye aptal aptal seyredenlere ithaf olunur!