HÜRMÜZ’ÜN GÖLGESİNDE YENİ DENGE ARAYIŞLARI

Tahran’ın hafta sonu Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması piyasalarda yalnızca birkaç saatlik bir rahatlama dalgası yaratabildi ve 24 saati bulmayan sürede boğazın yeniden kapatılması Cuma günü %9’un üzerinde değer kaybeden petrolde biriken tüm iyimserliği silip götürdü.

Abone Ol

Brent’in 96,5 dolara yerleşmesi, bir ara 83,25 seviyesini test eden piyasaların ne kadar kırılgan bir denge üzerinde durduğunu yeniden açıkça gösterirken ABD’nin ablukayı sürdürme kararlılığı kısa süreli açılışın dünya borsalarında yarattığı coşkuyu kalıcı bir veriye dönüştürmeye yetmedi.

Hürmüz’ü geçmeye çalışan ticari gemilere yöneltilen taciz ateşinin büyük bölümünün bir Fransız ve bir Birleşik Krallık bandıralı yük gemisine yöneldiğinin netleşmesi Trump’ın söz konusu saldırıları açık bir ateşkes ihlali olarak nitelendirmesine zemin hazırladı ve çarşamba günü dolacak mühlet öncesinde tonunu belirgin biçimde sertleştirdi. ABD temsilcilerinin Pakistan’a ulaşıp nihai teklifi sunacağını duyurmasından birkaç saat sonra Tahran’ın görüşmelere kapıyı kapatması ve IRNA üzerinden deniz ablukasını ve aşırı ve gerçek dışı nitelenen talepleri gerekçe göstermesi mevcut baskı altında masaya oturmanın bir müzakereden çok teslimiyet anlamına geleceği tezini pekiştirdi.

Trump’ın sosyal medya hesabı üzerinden mühletin dolmasıyla İran’daki her elektrik santralinin ve her köprünün yerle bir edileceğini ilan eden açıklaması artık kibar adam olmak yok sözüyle birleştiğinde piyasaların önümüzdeki günlerde askeri gelişmelerin yanında retoriğin tonunu da fiyatlamak zorunda kalacağı ortaya çıktı ve ABD donanmasının ablukayı aşmaya çalışan bir İran kargo gemisine ateş açarak müdahalede bulunması, çatışmanın tek boyutlu bir enerji krizinden çok daha karmaşık bir deniz güvenliği sorununa dönüştüğünü gösterdi.

Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un Bloomberg’e verdiği röportajda savaş yarın bitse dahi petrol fiyatlarının normale dönmesinin iki yıl, doğalgaz fiyatlarının normale dönmesinin daha uzun bir zaman alacağını söylemesi enerji şokunun artık sisteme sirayet etmiş kalıcı bir değişken olduğunu ve şirket karlarıyla makroekonomik dengeleri önümüzdeki uzun dönem boyunca baskılayacağını kesinliğe bağladı. Avrupa havayolu şirketlerinin elinde yalnızca birkaç haftalık yakıtın kaldığı, ABD’de galon fiyatının dört doları gördüğü bir tabloda IMF ve Dünya Bankası’nın 150 milyar dolarlık finansman taahhüdü önemli bir tampon işlevi görse de aynı kurumların ülkeleri petrol stoklamamaları ve geniş kapsamlı yakıt sübvansiyonlarından kaçınmaları konusunda uyarması krizin yönetilmesi güç bir enflasyonist baskıya dönüşme riskini açıkça işaret ediyor.

Bu tablo Türkiye açısından son derece belirsiz bir zemin yaratmış durumda ve yabancı yatırımcı girişlerinin son bir buçuk haftada kaydettiği güçlü ivme, eksiye doğru yol alan rezervleri endişe verici bölgeden uzaklaştırmış olsa bile Perşembe günü toplanacak Para Politikası Kurulu’nun alacağı karar önümüzdeki dönemin seyrini büyük ölçüde belirleyecek. Ateşkes öncesinde JP Morgan ve Bank of America gibi kurumların 300 baz puana varan faiz artışı senaryolarını konuşması bu hafta yerini %37 düzeyindeki politika faizinin sabit tutulması beklentisine bıraktı. Anadolu Ajansı’nın anketi de içerdeki beklentinin sabit tutulma yönlü olduğunu teyit etti. Otomotivin daraldığı, beyaz eşyada %35 oranında küçülme yaşandığı ve tekstilin adeta buharlaştığı koşullarda konkordato başvurularının hızlanması olasılığı üç yıldır sürdürülen dezenflasyon programının reel sektörde yarattığı yorgunluğun ulaştığı boyutu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

Olası bir faiz indiriminin önce borsada coşkuya yol açıp ardından dövize yönelimi tetiklemesi, petrolün elimizden çıktığı bir konjonktürde TL istikrarının da kaybedilmesi anlamına geleceği için Merkez Bankası’nın faizi sabit bırakması en akılcı seçenek olarak öne çıkıyor ve İş Bankası Genel Müdürü’nün son dönemde sergilediği alışılmadık açık sözlü ekonomi eleştirisi yüksek faiz ile kredi kanalını daraltan sınırlamaların eş zamanlı uygulanmasının reel sektörde yarattığı bunalımın artık bankacılık camiasında da dile getirilmesini zorunlu kılan bir eşiğe ulaşıldığını gösteriyor.

Tüm bu olumsuz fiyatlamanın ötesinde Türkiye’nin önümüzdeki beş ila on yıllık dönemde yararlanabileceği kayda değer bir stratejik pencerenin açılmakta olduğunu da görmek gerekiyor ve Hürmüz ile Kızıldeniz geçişlerinin sürekli risk altında bulunduğu yeni düzenin körfez ülkelerini alternatif arayışına sürüklemesi, tedarik zincirlerini en ucuz üretim noktası yerine kesintisizliği güvence altına alan yakın coğrafyalara kaydıran küresel eğilimle birleşerek Türkiye için enerji ve lojistik alanlarında benzersiz fırsatlar yaratıyor.

Katar gazının Ürdün ve Suriye üzerinden taşınması, Kerkük-Ceyhan hattının kapasitesinin yükseltilerek Basra petrolünün de Akdeniz’e sevki ve Hazar’ın altından döşenecek bir boru hattı ile Türkmen gazının doğrudan Azerbaycan güzergahıyla aktarılması toplandığında 5 yıl içinde Türkiye’ye giren doğalgaz hacminin 40-60 milyar metreküp bandına kadar yükselebileceği iddialı bir senaryo ortaya çıkıyor.

Zengezur koridoru sayesinde Çin ve Orta Asya kaynaklı mal akışının ağır yaptırımlı Rusya güzergahından alınarak Azerbaycan ve Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye aktarılmasını; Suudi Arabistan’dan Ürdün ile Suriye üzerinden ilerleyen eski demiryolu hattının uluslararası standartlara kavuşturulması ise Türkiye’nin Körfez ile Avrupa arasında komisyon kazanan bir geçiş ekonomisine dönüşmesinin zeminini hazırlayacak gerçekçi ve gerekli planlar olarak masada.

Bu iki paragraftaki gelişmelerin uzun vadede çok işimize yarayacak oldukları düşünüldüğünde savaşın belki de nadir kazananlarından biri olarak Türkiye’yi ilan etmek mümkün.

İran’ın kendi açıklamalrına göre 270 milyar dolarlık zarara uğradığı, İsrail’in cephanesini tükettiği ve altyapısında ağır hasarlar aldığı, körfezin korkuya kapıldığı bu savaştan Türkiye’nin hiçbir kritik tesisine zarar gelmeden bölgesel denklemde güçlenmiş olarak çıkacak olması Avrupa Birliği ile gümrük birliği müzakerelerinin yeniden başlatılmasından Arap ülkelerinin savunma sanayimize yönelteceği büyük siparişlere uzanan geniş bir yelpazede kaybedilmemesi gereken bir fırsat zeminine işaret ediyor.

Tüm bunlarla beraber ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın bölgeye yönelik açıklamaları ile müşterileri arasında İsrail ordusu ve ABD Savunma Bakanlığı olan yapay zeka destekli gözetim teknolojileri üreten Palantir’in aynı eksen okunması gereken demokrasiyi hiçe sayan manifestosu hali hazırda belirsizliklerle boğuşan dünyaya, son bir iki yılda yaşadığımız sıkıntı ve çatışmaların katlanarak artacağı ve insani bir çok değerin hiçe sayılacağı hususunda net bir mesaj verdiklerini iyi anlamak, İsrail’in başında Netenyahu olduğu sürece kalıcı bir barışın da pek mümkün olmayacağını iyi kavramak gerekiyor.

Hasılı, hem ülkemiz hem de dünya adına çok zor kararların verileceği bir hafta başlıyor. Yakından takibe devam…

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }