Bir süredir cuma yazılarıma ara vermiştim. Bugün ise yaşadıklarımızı, gördüklerimizi ve toplumda giderek daha fazla hissedilen bir hastalığı kaleme almak istedim; GÜÇ ZEHİRLENMESİ!
Şunu belirtmekte fayda telakki ediyorum. Bu yazı birilerini hedef almak için değil, bir durum tespiti yapmak içindir. Yoksa başka hiçbir amacı yoktur.
İnsanlık tarihi boyunca makamını, servetini, bilgisini ya da nüfusunu kullanarak kibirlenenler hep var oldu. Bugün de değişen pek bir şey yok. Değişen yalnızca isimlerdir. Dünya meşgalesi aynı, insanın nefsi aynı, imtihanı aynıdır.
Güç, başlı başına kötü değildir. Asıl tehlike, gücün sahibini esir almasıdır. İşte buna güç zehirlenmesi denir.
Güç zehirlenmesi, kibrin en ağır hâlidir. Bu hastalığa yakalananlar çoğu zaman bunu kabul etmez; aksine kendilerini her konuda haklı görürler. Kendilerini eleştirenleri düşman, kendilerine itaat edenleri ise dost zannederler.
Ahlâktan yoksun güç insanı FİRAVUNLAŞTIRIR. Ahlâksız servet KARUNLAŞTIRIR. Ahlâksız ilim BEL'AMLAŞTIRIR. Terbiyeden uzak iktidar ise YEZİDLEŞTİRİR.
Çünkü ahlâkla sınırlandırılmayan güç, insanı adaletten uzaklaştırır; hukuku değil, kendi iradesini üstün görmeye başlar.
Güç zehirlenmesi, kişinin kendisini Allah'ın koyduğu sınırların üzerinde görmesidir. Hukukla, vicdanla ve ahlâkla denetlenmeyen her güç, sonunda sahibini felakete sürükler.
Bu hastalığın belirtileri bellidir: Abartılmış gurur, aşırı özgüven, başkalarını küçümseme, kimseyi dinlememe, eleştiriye tahammül edememe, kendinden başka herkesin bilgisini ve emeğini değersiz görme.
Bunların tamamı güç zehirlenmesinin işaretleridir. Üstelik bu hastalık yalnızca siyasette görülmez. Bir aile reisinde de olabilir, bir dernek başkanında da, bir vakıf yöneticisinde de, bir iş insanında da. bir öğretmende, doktorda, amirde veya müdürde de!…
İmkânları ele geçirince eski dostlarını unutanlar, kendisini o makamlara taşıyan insanları yok sayanlar, çevresindeki herkesi küçümsemeye başlayanlar aslında GÜÇ ZEHİRLENMESİNİN pençesine düşmüş kişilerdir.
Oysa güç bir üstünlük değil, ağır bir emanettir. Yetki, insanı büyütmez; karakterini ortaya çıkarır. Gerçek liderlik hükmetmek değil, hizmet etmektir.
Nitekim yırtıcı hayvanlar bile terbiye edildiğinde insanlığa hizmet eder. Güç de terbiye edildiğinde insanlığa hükmeden değil, insanlığa hizmet eden bir araca dönüşür. Aksi hâlde güç, sahibinin kendi elleriyle kazdığı kuyu olur.
İş hayatında da tablo farklı değildir. Yetki arttıkça öz denetimi zayıf olan insanlar, gücü bir hizmet aracı olarak değil, baskı aracı olarak kullanmaya başlarlar. Çalışanlarını dinlemez, farklı fikirleri tehdit olarak görür, eleştiriyi düşmanlık sayarlar.
Oysa gerçek yönetici; korku oluşturan değil, güven veren kişidir. Yetkiyi adaletle kullanan yöneticiler, kurumlarını büyütürler. Yetkiyi kibirle kullananlar ise önce çalışma barışını, ardından da kendi itibarlarını kaybederler.
"VER YETKİYİ, GÖR ETKİYİ" sözü boşuna söylenmemiştir. İnsanın gerçek karakteri, eline güç geçtiğinde ortaya çıkar.
Ne yazık ki belli bir yaştan sonra bazı insanlara doğruları anlatmak kolay değildir. Böyle durumlarda ya onların anladığı dilden konuşmak ya da sessizce uzaklaşmak en doğru tercih olabilir.
Çünkü GÜÇ ZEHİRLENMESİNE yakalanmış bir insanın önce kendisini tedavi etmeye niyeti olması gerekir. Sürekli kendisini öven, başarılarını anlatan, herkesi küçümseyen bir insandan ne ilim alınır ne de hikmet.
Bu hastalık ne yazık ki sadece yetişkinlerde de görülmüyor. Bugün çocuklarımız arasında ‘AKRAN ZORBALIĞI’ adıyla karşımıza çıkan tablo da aslında küçük yaşta başlayan güç zehirlenmesinin bir başka yüzüdür.
Kendisini güçlü gören çocuk, zayıf gördüğünü ezmeye çalışıyor. Ezilen çocuk ise çoğu zaman bunu ailesine anlatamıyor. İçine kapanıyor, kendini suçluyor, yalnızlaşıyor. Ve bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlarla karşı karşıya kalabiliyor. Bu nedenle GÜÇ ZEHİRLENMESİ yalnızca BİREYSEL DEĞİL, TOPLUMSAL BİR MESELEDİR.
Sonuç olarak; güç, makam, servet, bilgi ve yetki... Bunların tamamı birer İMTİHANDIR. İnsan, sahip olduklarıyla değil; sahip olduklarını nasıl kullandığıyla değer kazanır.
Unutulmamalıdır ki; GÜCÜ AHLÂKLA dizginleyemeyenler, sonunda GÜCÜN ESİRİ olurlar.
Ve tarih bize göstermiştir ki kibirle yükselenlerin düşüşü, tevazuyla yürüyenlerden çok daha ağır olmuştur.
Velhasıl velkelam, kontrolsüz güç; güç değil tam aksine bir zehirdir!