Uzun yıllar bir arada olmuş, birlikte yaşamışlar.
Fakat Hıristiyan kadın bu sevgiliden pekde memnun değilmiş.
Kendi milletinde bir sınıflama yaptığında bu adamı milliyetinden dolayı lordlardan, asillerden,zenginlerden ve Romanlar lardan aşağı bir seviyede göstermiş.
Yani, kendi içlerinde yaşamalarına dahi pekde gönlü razı değilmiş.
Ancak gönül bu ya, sevmiş bir kere istemeye istemeye.
Günün birinde gayrimeşru bir çocukları olmuş.
Çalışkanlığı ve zekiliği sayesinde kendini sevdirmiş adam.
Sonra da ne yapmış etmiş o adamdan olan gayrı meşru çocuğunu getirmiş bizim mahallenin tam ortasında doğurtmuş.
“Olmaz, olamaz, biz bunu burada istemeyiz” demeye fırsat bulamamışlar.
Komşular memnun olmasa da çocuğun doğumu gerçekleştirilmiş burada.
Baba güçlü o zamanlar.
Her istediğini yapıyor, yaptırıyormuş.
Ebesi de güçlüymüş.
Babası zevkten dört köşe olmuş çocuğun kendinden uzakta büyüyeceği için.
Hemen orada küçücük bir mekan yapmış baba.
Gayrimeşru çocuğun bu mahallede küçücük olarak doğması uzaktaki akrabalarını memnun etmiş.
Sonra babası uzaklarda ne kadar akrabaları varsa hepsini çocuğun evine davet etmiş.
Uzakta ve çok zengin ve güçlü olan dayısı bu çocuğun doğmasından çok memnun olmuş.
Herkes sevmiş bu doğuma.
Büyük dayının bütün işlerini musevi arkadaşları yapıyormuş.
Onlar ne diyorsa dayı onu yapıyormuş.
Anne, baba, dayı çocuğu el bebek gül bebek büyütmüşler.
Ne derse onu yapmış ne istemişse onu vermiş ve çok şımarık büyütmüşler.
El ele verip büyütmüş ve çok güçlü konuma getirmişler.
Hatta o kadar ki birbirlerine kız alıp damat verip akraba bile olmuşlar.
Bu gayrımeşru ve istenmeyen çocuğun bu mahallede doğup Müslüman komşuların içinde büyümesi onların hoşuna gitmiş.
Ancak Müslüman komşular çok rahatsız olmuşlar ama birşey de yapamamışlar.
Çocuk büyüyüp gelişince bu defa Müslüman komşulara rahatsızlık vermeye başlamış.
O komşu bu komşu şu komşu derken bu defa komşuları gasp etmeye başlamış.
Gayrimeşru çocuk hiç laftan anlamaz olmuş.
Bu arada musevi akrabaları ile Hıristiyan yakınları onun bu yaramazlıklarına içten içe seviniyor ve hatta destek bile veriyorlarmış.
Çünkü ele avuca sığmayan çocuğun komşularının bahçeleri, tarlaları çok verimliymiş.
O nedenle istiyorlarmış ki çocuk onların bu mallarına öyle veya böyle el koysun.
Kendilerine şikayet edildiği zaman da göstermelik olarak çocuğa parmak sallayıp, kaş, göz edip:
“Yapma, etme evladım, akıllı ol, kimseye karışma” derken diğer yandan da:
“Sen bizim böyle dediğimize bakma, istediğini yap, biz arkandayız” mesajını veriyorlarmış.
Kısaca, mahallenin gayrimeşru çocuğu şimdi ne laftan ne sözden ne tehditten anlamaz olmuş.
Yalnız, mahallenin az yukarısında bir komşu daha varmış ki bu gayrımeşru çocuk ondan hem çok korkuyor hem ürküyor hem tir tir titriyormuş.
Ona bulaşmamak için kendini zor tutuyormuş.
Biliyormuş ki, eskilerin deyimiyle eğer o komşu ayağa kalkar kendisine bir Osmanlı tokadı vurursa yer ile yeksan olur adı sanı kalmazmış…