Şu gerçeği artık dile getirmenin zamanı gelmedi mi?
Hangi gerçeği mi?
Nasıl mı?
Dinleyin anlatayım.
En önce batılılaşma hareketi ile başladık işe.
Modernleşme ile…
Aydın olma fikri ile…
Dini, dindarı, mütedeyyin kişileri yobaz, gerici, örümcek kafalı gibi küçümsemeler ile…
“Türkler yapamaz, biz yapamayız, o akıl biz de yok” gibi aşağılık kompleksi aşılamasını yaparak…
Sonra, moda ile milli ve dini değerleri kılık, kıyafet güncellemeleri ile…
Sanat dalı altında sinema, film ve bizi bizden koparan dizi senaryoları ile...
Temizlik ürünlerini yalnızca belli kesimler ile kendileri üreterek.
Satışını ve toptancı kişileri kendilerinin kurduğu derneklere üye yaparak güven sağlamak ile…
Gıda boyalarını üretip kendilerine abone olan kişilere vermek ile…
Meşrubat ürünlerini üretip reklamlarla satışını yaparak.
Elektronik ürünleri üreterek.
Veya Türkiye distribütörü olarak ithal ederek.
Otomobil ve türlerinin acentalığını ülkemize getirerek dolaylı para kazanma yolları ile…
Beyaz eşya denilen buzdolabından çamaşır makinesine, klimadan bulaşık makinasına dek onların ithal etmeleri ile…
Yabancı dediğimiz ün yapmış her türlü gıda, içecek, tekstil ve yedek parça ithalini ve pazarlamasını yaparak bizi kendilerine mahkum ettiler.
Şimdi Gazze soykırımından sonra kalkmış :
“Şu içeceği içme”
“Şu giyeceği alma”
“Şu gıdayı eve sokma”
“Şu deterjanı tüketme”
“Şu temizlik ürününü alma”
“Onu alma”
“Şunu alma”
“Bunu giyme”
“O markadan uzak dur”
“Şunu aldın mı parası onlara gidiyor”
“Şunu içtin mi parası onlara gidiyor”
“Bunu kullandın mı parası kurşun olup Filistinliyi öldürüyor” deniyor.
Denmiyor mu?
Demiyor muyuz?
Diyoruz.
Yalan mı?
Peki, içimizdeki gayrımüslüm teba bunu yaparken biz neredeydik?
Elimiz, elma armut mu topluyordu?
Tarlada, bostanda ot mu yoluyordu?
İstanbul da göbek atıp keyif mi çatıyorduk?
Çiçek pasajında veya Boğazda kadeh mi tokuşturuyorduk?
Yoksa masa başında memur muyduk?
Yada bilmem kimin fabrikasında işçi miydik?
Onlar yurt dışındaki tanıdıklarından malum çevrelerden bunları alıp, ithal ederken bizim ticaret bakanlığımız neredeydi?
Bizlerin hiç mi büyük düşünen iş adamlarımız yoktu?
Bakanlığımız neden bizim tacirlerimizi uyarıp, akıl verip, yol yordam göstermedi?
Heralde onlar senden, benden daha akıllı değillerdi.
Elbetteki onlar bizim vatandaşımız.
Elbetteki yanyana iş yapıyoruz.
Elbetteki onların samimiyetlerine inanıyoruz.
Elbetteki dışlamıyoruz.
Elbetteki vergilerini veriyorlar.
Elbetteki komşuyuz, dostuz ve bir zararlarını görmüyoruz.
Kısaca, elbette ki bizden birileri onlarda.
Dinleri ayrı olsa da.
Dilleri ayrı olsa da.
Irkları ayrı olsalarda.
Soyları ayrı olsalarda hepsi bu aziz vatanın milletindeler.
Farzedelimki, denilen veya yapmamız istenilen ürünleri İsrail’in Gazze soykırımı ve katliamını protesto etmek için almadık, almıyoruz.
Kullanmıyoruz.
Evimize sokmuyoruz.
Pekiii…
Onların ürettikleri ürünlerin dışında kendi üretimimiz olanları aldığımız da verdiğimiz paralar nereye gidiyor?
Yani, o ürünlerin ham maddelerini nereden, kimlerden alıyoruz?
Esir olmuşuz farkında değiliz.
Hadi bakalım!
Ayıkla şimdi pirincin taşını…