EBEDİYETİN NAKIŞLARI

“Kâinatın aynasında O’nun cemâlini arayan nakkaş, fırçasının her vuruşunda sonsuzluğa bir ilmek atar”

Abone Ol

Zamanı ve mekânı aşan ilahi bir hakikatin görsel dile tercüme edilmesi olarak tanımlanan sonsuzluk inancı, Eski Türklerin “Gök Tanrı” inancıyla şekillenmiş, İslam’ın “Tevhid” anlayışıyla da tasavvufi bir derinlik kazanarak Türk Sanatında yerini almıştır. Sonlu olan insanın sonsuz olan Allah’ı anlama, hissetme ve tefekkür etme çabası ile fazlaca tercih edilen bu motifler Türk süsleme sanatında “geometrik süslemeler” olarak ifade bulur. Batılıların “arabesk” diye isimlendirdikleri bu süsleme anlayışı, Allah’ın sonsuzluğunu ve O’ndan başka her şeyin geçici olduğunu vurgular, insanlara kendi varlıklarının ve varoluş sebeplerinin hatırlatılmasına yardımcı olurlar.

***

Denge unsuru gösteren geometrik düzenlemeler, etkileyici özelliği sayesinde belirsizlik içinde bulunan izleyiciyi sıkıca kavrar ve kendine çeker. Bu yapı o kadar tartışmasızdır ki, üzerindeki kavisler, adeta ideal bir dış dünya düzeninin en mükemmel sistematiğini yansıtmaktadır. Ne eksiklik ne de fazlalık vardır ve düşünceyi yeterince meşgul eden kavislerle insanı etkisi altına almaktadır. Türk-İslam sanatçısı, eserini yaratırken kendi fâniliğini unutup, sonsuz olan yaratıcının sıfatlarını yansıtmaya çalışarak sanatında sonsuzluğun izini sürer ve izleyiciye bu ölümsüzlük döngüsünü hatırlatır. Bu nedenle, sanatta tevhid ilkesini anlatmak için başlangıcı ve sonu olmayan, sonsuz bir etki yaratan bir desen kullanmak en iyi yol olarak kabul edilmiştir.

Burada sonsuzluk, sadece zamansal bir süreklilik değil aynı zamanda mekânsal bir sınırsızlık ve ilahi kudretin kuşatıcılığıdır. Dolayısıyla bu bezemeler sadece bir süsleme unsuru değil aynı zamanda sanatçının ruhunun ilahi ebediyete ulaşma arzusu, sanatta mistik bir huzur ve manevi bir seyahattir. Bir anlamda sanatın estetik bir hazdan öte, ruhî bir yükseliş ve tefekkür aracı olduğunu kanıtlar. Pek tabii tasavvufi bir bakış açısıyla denilebilir ki, her güzel işin nihayetinde “Güzel” olana (Allah’a) açılan bir kapı vardır.

***

Geometrik motifler, benzer şekilde olan farklı desenlerin birbirine geçmesi ya da çeşitli yerlerden uzar şekilde verilmesi sonucu oluşan desenlerden meydana gelirler. En çok tercih edilen geometrik motifler incelendiğinde bunların, daire biçiminde oluşturulan kalıpların beşe, altıya, sekize, ona, on ikiye, yirmi dörde bölünmesi sonucu tasarlanan yıldızlara dönüştüğü görülmektedir. Başta karmaşık gibi görünen ancak büyük bir düzen ve ahenk içinde olan bu kompozisyonların başlangıç ve sonu belli değildir. Bu yıldız kompozisyonlar da, sonsuzluğun ve her şeyin üstünde olan yaratıcının bir ifadesi olmaktadır.

Geometrik anlatım, az sayıda öğeyle çok şey ifade edebilme yeteneğidir. Türklerin tarihi boyunca her çağda görülen geometrik motiflerin ilk kullanımları İslamiyet öncesi dönemlere dayanır. Gök Tanrı inancını benimsemiş olan Türklerin, kişisel veya kültürel simge olarak kullandıkları tamgalar geometrik motiflerin kaynağını oluştururlar. Resimden sembole, sembolden motife evrilen tamgalar Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Süsleme sanatında süreklilik ve tutarlılık kazanması ise, Karahanlılar ve sonrasında Selçuklu döneminde gerçekleşmiş daha sonra da hayranlık veren bir seviyeye ulaşmıştır.

***

Kosmosun imgesel temsili olan yıldız temelli geometrik bezemelerin bir örneği Antalya’mızda bulunan Karatay Medresesinin görenleri kendine hayran bırakan taç kapısında bulunur. Burada yoğunlukla kullanılmış olan geometrik desenler, yıldız sistemleri olarak uygulanan kurgular, sekizgenler sonsuzluk anlayışının bir ifadesi olmuştur. Evreni ve astrolojik dünyayı sembolize eden bu şekiller geometrik kurgu içerisinde düzenlenerek kompozisyona canlılık katmıştır.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }