Her yıl olduğu gibi bu yıl da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlandı. Aslında yalnızca bizim çocuklarımız için değil, dünyadaki tüm çocuklar için bir bayramdan söz ediyoruz. Ancak hayatın acı gerçekleri, bunu çoğu zaman gölgede bırakıyor. Dünyadaki çatışmalar ve savaşlar en çok çocukların geleceğini yok ediyor.
***
Savaşlarda ölenlerin listesine baktığımızda hayatını kaybedenler anne olabilir, baba olabilir; ama asıl yıkım çocukların üzerine düşüyor. Örneğin Gazze’de İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarda, resmi rakamlara göre 70 binin üzerinde can kaybı yaşandığı ifade edilirken, bu süreçten en çok etkilenen yine çocuklar oluyor; ya hayatlarını kaybediyorlar ya da yaşamları geri dönüşü olmayacak şekilde kararıyor.
***
Rusya-Ukrayna savaşında da en büyük acıyı çocuklar yaşıyor, gözyaşı döküyor. Suriye’de 14 yıl süren iç savaşta da tablo farklı değildi. On binlerce çocuk ya ailesini kaybederek hayatın en ağır gerçeğiyle yüzleşti ya da yaşamını yitirdi. Ya da yerlerinden edilip Akdeniz’in sularına sürüklendiler ve Aylan bebek örneğinde olduğu gibi sahillere cansız bedenleri vurdu.
***
Oysa dünyanın geleceği, tertemiz ve masum gözlerle bakan çocukların ellerinde değil mi? Sadece savaşlar değil, dijital ortamda yürütülen yönlendirmeler ve yıkıcı içerikler de çocukların geleceğini karartan başka bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Saymakla bitmeyecek kadar çok örnek var.
En masum olan çocuklar değil mi? Neden onların geleceği yok ediliyor? Çocukların güldüğü bir dünyada hayat güzelleşir, fakat bugün geldiğimiz noktada bırakın gülmeyi, çocuklar nefes almakta bile zorlanır hale getiriliyor.
***
Epstein adasında yaşanan skandallar da çocuklar üzerinden yaşanan karanlık olaylar olarak hafızalara kazınmış durumda. Buna rağmen güçlü yapılar, yaşananları çoğu zaman yalnızca izlemekle yetiniyor.
Bir yandan dünyada bu tablo yaşanırken, diğer yandan toplumlar birbirini suçluyor. Oysa çocuklara bayram armağan eden bir kültürle, çocukları istismar eden ya da savaşlarda yok sayan anlayış arasındaki fark çok net ortada duruyor.
***
Dijital dünya konusunda da benzer bir çelişki var. Türkiye’de çocukları korumak adına sosyal medya için yaş sınırlamaları gündeme gelirken, başka yerlerde kontrolsüz bir özgürlük adı altında ciddi riskler ortaya çıkabiliyor. Bu tablo, geleceğe dair endişeleri daha da artırıyor.