Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda, 8’i öğrenci, biri öğretmen olmak üzere 9 kişinin hayatını kaybettiğini ne yazık ki büyük bir üzüntüyle öğrendik.
Haftaya 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Pencerelerde bayraklarla donatılmış fotoğraf kareleri, koridorlarda öğrencilerin ayak izleri ve okul bahçelerinde neşeli çocukların sesleriyle bayram kutlanmalıyken, ülkem yaş tutuyor. Çocuk Bayramı’na bir hafta kala, en güvenilir yerlerden biri olan okullarımızda çocuklarımız ders saatinde öldürüldü. O pencerelerden sallanması gereken bayraklarımız varken, onun yerine can havliyle kendini pencerelerden aşağıya atmak zorunda kalan çocuklarımızın yürek yakan görüntüleri kazındı hafızalara…
***
Çocuklarımız ve Ayla öğretmenimiz depremde ölmediler, sel felaketinde ölmediler, yangında da ölmediler. Maalesef 9 kişi, 14 yaşında bir öğrenci, bir çocuk tarafından öldürüldü. Akıl almıyor, yürek bu acıyı taşıyamıyor. Saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli de olay yerinde ölü olarak ele geçirildi. Şimdi neresinden tutarsak tutalım elimizde kalıyor. Günlerdir olayla ilgili sayısız bilgi notu paylaşılıyor. Dışarıdan bakıldığında sosyal düzeyi yüksek bir ailenin içinde yaşayan bir evlat profili var; lakin işin içine girince tablo içler acısı.
***
14 yaşındaki bir çocuk bir gecede vahşi bir insana dönüşmedi, değil mi? Bu zaten mümkün değil. Evin içinde çocuğunun ruhsal bir probleminin olup olmadığını bir ebeveyn nasıl fark edemez, bunu anlamak güç. 1. Sınıf Emniyet Müdürü Polis Başmüfettişi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu tarafından yapıldı bu katliam. İnanılır gibi değil. Her ikisi de farkındalığı yüksek olması gereken ebeveynlerken, insan nasıl olur da evladına bu kadar kör ve sağır olabilir?
Birçok öğretmeni tarafından çocuğun agresif ruh halleri tespit edilmiş ve aileye bildirilmiş. Ancak aile bu konunun üzerinde yeterince durmamış. Duyduklarımız doğruysa, bu çocuk daha önce kendisine kesici bir aletle zarar vermiş ve kayıtlara geçmesi gereken bu durum, babanın konumu gereği üstü kapatılmış. İşte sorun tam da burada doğuyor.
***
Üstünü kapatmaya çalıştığınız yaralar gün geldi daha da büyüdü ve şimdi tüm Türkiye’ye yayılan bir acıya dönüştü. 9 ailenin canı yandı. Okullardaki güvenlik zaafiyetlerine hiç girmiyorum bile… Elini kolunu sallayan okullara giriyor. Bıçak, tüfek, tabanca… Önüne kim gelirse rastgele ateş edip kimini öldürüyor, kimini yaralıyor, sonra da kendi canına kıyıyor ve onun için her şey orada bitiyor.
Peki ya sonra? Geride kalan onca aile, yok olup giden nesillerimiz ve canını zar zor kurtarmış evlatlarımız ne olacak? Bu sorunun cevabı kocaman bir boşluk…
***
Okullardan kan kokusu geliyor. Birileri çıkıp ölenlere rahmet, geride kalanlara başsağlığı, hastanede tedavi görenlere geçmiş olsun dileklerini iletiyor. Ama bu sözler yetmiyor. “Geçmiş olsun” denince geçmiyor, “sabır” dilenince acı dinmiyor. “Mekânı cennet olsun” denince yürekler ferahlamıyor. Aksine, aileler bundan sonraki hayatları boyunca bir okuldan duydukları her teneffüs zilinde çocuklarının son çığlığını hatırlayacak. Diğer evladının elinden tutup okula götürürken, “Acaba akşama sağ salim dönebilecek mi?” sorusu zihinlerini kemirecek.
***
Bugün toprağa verilen o canların hesabını kim nasıl verir bilinmez. Ama insanlık adına hepimizin payı var bu acıda. Ben inanıyorum ki, yüreği olan herkes dün o toprağa kendinden bir parça bıraktı. Kimi insanlığını bıraktı, kimi gözyaşını, kimi ise geleceğini…