Bugün nihayet bir cuma yazısı yazmak nasip oldu. Epeydir dikkatimi çeken ancak bir türlü yazamadığım CENAZE NAMAZLARI konusu vardı. Hani şu CAMİ AVLULARI!
Efendim, “"Dervişin fikri neyse, zikri de odur" diye bir söz vardır. Bizimkisi de öyle. Ancak Gazeteci meslektaşım Nurettin Kolaylı, son yıllarda özellikle cenaze namazlarında cami avlularında yaşananları kaleme almış. İçimden geçenleri hepsini yazmış, hislerime resmen tercüman olmuş.
Meslektaşım Nurettin bey, sadece benim değil benim gibi düşünen binlerce insanın da hislerine tercüman olmuş. İşte o yazı:
“Cami avlusunda kaybolan adap. Böyle Saygısızlık Olur mu?
Eski zamanlarda bir cenaze evine ya da cami avlusuna girildiğinde, insanı sarıp sarmalayan o derin sessizlikten ölümün ağırlığı hissedilirdi.
Konuşmaya hicap edilir, fısıltıyla taziyeler iletilir ve yalnızca merhumun ardından dualar yükselirdi. Çünkü orada asıl olan; fani dünyanın telaşını bir an olsun dışarıda bırakmak, bir hayata saygıyla veda etmek ve ölümün o soğuk gerçeğinden kendimize bir hisse çıkarmaktı.
Ancak son günlerde cami avlularında şahit olduğumuz manzaralar, içimizde ne o eski nezaketi ne de cenaze adabını bıraktı. Gördüklerimiz karşısında şaşırıp kalmamak elde değil.
Musalla taşında bir mevtanın yattığı, acılı bir ailenin gözyaşı döktüğü o kutsal avlular, ne yazık ki birer sosyalleşme alanına dönüşmüş durumda.
Her köşede bir KAHKAHA, neşeyle edilen koyu MUHABBETLER, el kol hareketleriyle yapılan HARARETLİ tartışmalar!
Cami avluları; siyasetin, ticaretin ya da günlük işlerin uzun uzadıya konuşulacağı, pazarlıkların yapılacağı yerler değildir.
Daha da acısı, bu acı günlerin birer SOSYAL MEDYA ŞOVUNA alet edilmesi. Etrafta kameraları, muhabirleri görünce acıyı unutup "Bizi de çek" edasıyla poz verenler, basının önünde adeta boy gösterisi yapanlar.
Soruyorum size, “Böyle bir saygısızlık, böyle bir ayıp olur mu? Biz ne ara cenaze adabını, yas tutmanın asaletini bu kadar unuttuk?”
Bırakın orada gülüşüp uzun uzadıya laklak etmeyi, cenazede yan yana gelindiğinde sarılıp öpüşülmez bile. Ölümün olduğu yerde durulur, susulur.
Çok uzun zamandır görmediğiniz bir dostunuzla karşılaşmış olsanız dahi, acıya hürmeten sadece sessizce el sıkışır, kenara çekilirsiniz.
Çünkü cami avlusu, "Hazır herkes buradayken bir araya gelelim, hasret giderelim" denilecek bir buluşma noktası değildir. Orası, merhuma son vazifeni yerine getirmek, onun için hakkı teslim etmek adına saf tutulan yerdir.
Bu gidişat, toplumsal hafızamızın ve saygı bağlarımızın ne denli zedelendiğinin açık bir göstergesidir. Ölümden ibret almayı geçtik, bari geride kalanların acısına saygı duymayı becerebilsek.
Lütfen, artık silkelenelim ve kendimize gelelim. İnancımızın, kültürümüzün ve en önemlisi insanlığımızın gerektirdiği o vakar dolu cenaze adabını yeniden hatırlayalım.
Kendimize yakışanı yapalım.”
Evet sevgili dostlar bu durum gerçekten bir çok kişiyi irite eder duruma geldi. Ortaya çıkan görüntüler hoş olmadığı gibi can sıkıcı olmaya başladı.
Sadece cenaze namazlarında değil normal zamanlarda bile bir caminin avlusuna girenken temiz ve uygun kıyafetler giyilmeli, ibadet edenleri rahatsız edecek yüksek ses, sigara ve kötü koku gibi durumlardan kaçınarak vakur bir tutum sergilemeliyiz.
Ben çocukluğumdan beri cami avlusuna mümkün olduğunca abdestli girmek, vücut ve kıyafet temizliğine dikkat ederim. Kirli ayakkabı veya kıyafetle ibadet alanına girmem.
Yine bizim çocukluğumuzda öğrendiğimiz şekliyle cami avlusunda yüksek sesle konuşmak, gülmek veya başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmak mekruh sayılır.
Hele son dönemde şu cep telefonları yok mu? İnanın insanı çileden çıkartıyor. Adam ibadet için camiye geliyor BANGIR BANGIR telefonu ERİK DALI türküsünü çalıyor. Gelde kızma!
Yahu, cami avlusu veya içinde cep telefonları sessize alınmalı ya da kapatılmalıdır. Kısa sürede olsa ibadetini huşü içinde yapmak varken bu sabırsızlık niye olur anlamış değilim.
Velhasıl velkelam; Her ne olursa olsun cami avlusunda vakur, diğer cemaate karşı güler yüzlü ve mütevazı olmalıyız. Sessizce adaba uygun hareket etmeliyiz.
Hayırlı cumalar.