BUZDAĞININ ÜSTÜ: OKULLARDA ŞİDDET (2)

Abone Ol

Toplum olarak belki de en zor ama en gerekli soruyla yüzleşme zamanı…

Biz gerçekten çocukları mı büyütüyoruz, yoksa sadece davranışlarını mı kontrol etmeye çalışıyoruz? Çünkü görülmeyen her çocuk, bir gün kendini göstermek için daha sert yollar seçebilir.

Bu yüzden şiddeti durdurmak istiyorsak, öncelikle şiddeti doğuran sebepleri de görebilmeyi öğrenmeliyiz. Bu gün yaşadıklarımız buz dağının sadece üstüdür, sorunun çözümü buz dağının altını görebilmek ve buna yönelik çözümler üretebilmektir.

Peki ne yapılmalı?

Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Şiddet, sadece bireysel bir problem değil, sistemik bir göstergedir. Yani çözüm de sadece çocuğu “düzeltmek” değil, çevresini dönüştürmekten geçer.

1. Duygusal okuryazarlık eğitimi şart.

Okullarda matematik kadar sistematik bir şekilde duygu tanıma, ifade etme ve düzenleme becerileri öğretilmeli. Çocuklar “ne hissediyorum?” sorusuna cevap verebilmeli.

2. Ailelere psikoeğitim verilmeden bu sorun çözülmez.

Birçok ebeveyn, iyi niyetle ama yanlış yöntemlerle çocuklarının duygularını bastırıyor.

Ebeveynlere sınır koyma ile duyguyu kabul etme arasındaki fark öğretilmeli.

3. Okullarda psikolojik güven iklimi oluşturulmalı.

Sadece akademik başarıyı ödüllendiren değil, duygusal ifade alanı açan bir sistem kurulmalı.

Bir çocuk hata yaptığında cezadan önce anlaşılmayı deneyimlemeli.

4. Erken uyarı sistemleri kurulmalı.

İçe kapanma, ani öfke patlamaları, sosyal izolasyon gibi belirtiler ciddiye alınmalı.

Bu sinyaller “ergenliktir geçer” diye geçiştirilmemeli.

5. Aidiyet duygusu bilinçli olarak inşa edilmeli.

Her çocuk bir grubun, bir sınıfın, bir topluluğun parçası olduğunu hissetmeli.

Çünkü aidiyet, şiddetin en güçlü panzehirlerinden biridir.

Ve belki de en önemlisi:

Çocuklara sadece nasıl “doğru davranacakları” değil, yanlış yaptıklarında da nasıl “insan kalacakları” öğretilmeli.

Çünkü mesele hatasız bireyler yetiştirmek değil, duygularıyla temas kurabilen bireyler yetiştirmek.

Bugün yaşanan her şiddet olayı, bize şunu söylüyor: Bir yerlerde bir çocuk, uzun süredir duyulmuyor.

Ve duyulmayan her duygu, bir gün kendini daha yüksek bir sesle ifade eder.

Mesele o sesi bastırmak değil, o ses çıkmadan önce duyabilmekte.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }