MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Konuşmasını okullardaki Ramazan etkinlikleriyle ilgili yapılan eleştirilere ve Terörsüz Türkiye süreciyle ilgili gelimlere ayıran Bahçeli, "Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. " dedi.
İşte MHP lideri Bahçeli'nin açıklamalarından satırbaşları:
Bugünkü toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, değerli kardeşlerimize çokça selam ediyorum.
Dünyayı Türkçe yorumlamanın yanında Türkiye’yi millî birlik ve kardeşliğin tarihsel müktesebatı ile kucaklamak, sahip olduğumuz bugünkü yüksek vazife ve vaziyet hâlinin şaşmaz gereğidir. Ramazan ayı dayanışma ve yardımlaşma duygusunun şahikasıdır. Ramazan ayı bizi biz yapan millî ve manevi değerlerin şah damarıdır. Bilhassa Ramazan ayının mübarek adabını, muazzam ahlakını, muazzez manasını yeni yetişen nesillere öğretmek hepimizin münhasır görevi olmalıdır. Her dönemde bundan rahatsızlık duyan köksüzler vardır ve olacaktır. Fakat bir türlü anlamadığımız, anlayamadığımız esas açmaz şudur.
"MEB DOĞRUSUNU YAPMIŞTIR"
Manevi erimenin ve küresel erozyonun salgın halini aldığı her cepheden tehditler savurduğu bugünkü dünyanın alaca karanlık tablosunda çocuklarımızı düşünmeyelim mi? Onları Müslüman Türk Milleti'nin haslet ve hususiyetiyle tesis etmeyelim mi? Geleceğimiz için kaygılanmayalım mı? Ne yapsaydık akışa mı bıraksaydık? Ne yapsaydık üç maymunu mu oynasaydık? Ölen öldü, kaybolan kayboldu tükenen tükendi kalanlar bizim mi deseydik?
Milli Eğitim Bakanlığı 12 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan Ayı etkinlikleri konulu bir genelge yayınlamıştır. Yerinde ve kıvamında bir adımla doğrusunu yapmıştır. Takdir ve tebrik ediyoruz.
Yine bugünlerde dağa taşa Allah dedirten her yaş grubunda göz kamaştıran bir akıma dönüşen "Kabe'de Hacılar Hu der Allah" isimli ilahiyi ve bu ilahiyi de seslendiren kardeşlerimizi gönülden alkışlıyoruz.
"GENELGENİN NESİ YANLIŞ?"
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli insanı ruh ve beden bütünlüğü içinde ele alan, bilgiyi ahlaki sorumlulukla bütünleştiren bütüncül bir eğitim sistemine dayanmaktadır. Genelgede ifade edildiği üzere bu modelin merkezinde erdem, değer ve eylem çerçevesi bulunmaktadır. Değerlerin öğrencilerimiz tarafından içselleştirilerek günlük yaşamlarına davranış olarak dönüşmesi esastır. Hülasaikâlam Ramazan ayı boyunca öğrencilerimizin paylaşma bilincini geliştirmeye, ihtiyaç sahiplerine yardım etme konusunda farkındalık kazandırmaya ve dayanışma duygularını güçlendirmeye yönelik eğitsel ve sosyal etkinliklerin planlanarak uygulanmasının önemi anılan genelgede ifade bulmuş ve talimat mahiyetiyle ilan edilmiştir. Bu genelgenin neresi yanlıştır? Elinizi vicdanınıza götürüp düşününüz. Türkiye’nin Talibanlaştığına dair en ufak bir emare, en küçük bir delil göreniniz var mıdır. Ramazan ayı etkinliklerine Talibanlaşma ve gericilik diye yaygara koparanlar hakiki manada yobaz değiller midir? Merhum Cemil Meriç’in ifadesiyle söylersek yeni yobazlık kendimize ait mukaddese
Cumhuriyet Halk Partisi genel Başkanı ve İslam karşıtlığında birleşen taifesi bir anlatasın da duyalım öğrenelim. Din düşmanı olmayıp yalnızca İslam düşmanlığında mevziiye giren bu nedenle ruhunu iblisin emanetine veren çürük aydınlar ne istediklerini açık yüreklilikle söylesinler.
Kültürel mirasımızı güçlendiren, paylaşma ve birlikte olma bilincini teşvik eden samimi faaliyetlerin neresinde pürüz, neresinde laiklikle çelişen bir çarpıklık söz konusudur. Yabancı ülkelerde her pazar kiliseye giden çocukları mesele yapmayıp da Ramazan ayının muhabbetini ve muhabbetini, aşılayan ahlaki ve manevi sorumluluğu tartışmaya açmaya cüret eden sütü hamuru lekeli güruha nasıl sessiz kalalım. Nasıl hiçbir şey olmamış gibi tepkisiz duralım. Yahu bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmadı.
"ALAYINIZ KARANLIKSINIZ, ALAYINIZ KARANLIKTASINIZ"
Sözde uzman ve akademisyenlerden mürekkep 168 kişi bir araya gelerek 'laikliği birlikte savunuyoruz' başlığıyla imzaladıkları bir bildiriyi kamuoyuyla paylaşmışlar. Bana sorarsanız bu 168 kişiyi yan yana, üst üste koyup toplasanız bir insan bile etmezler. Diyorlar ki laikliği savunmak suç değildir. Diyorlar ki şeriatçı dayatmaları reddediyoruz. Diyorlar ki karanlığa teslim olmayacağız. Alayınız karanlıksınız, alayınız karanlıktasınız, haberiniz yok.
"SONUNA KADAR DESTEKLİYORUM"
Millî Eğitim Bakanlığının az evvel ifade ettiğim genelgesinden dolayı Türkiye’de gerici, şeriatçı bir kuşatma varmış. Allah’a iman etmek gericilikse biz de bal gibi, buz gibi gericiyiz. Çocuklarımıza Ramazan ayının muteber ahlak ve manasını aktarmak gericilik olarak değerlendiriliyorsa biz de buna sonuna kadar ortağıyız. Ne diyordu merhum Cemil Meriç. Gelin kulak verelim. "Murdar bir hâlden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse her namuslu insan gericidir." Hepsini toplasanız bir insan etmeyecek 168 kişi bugünkü karanlık yüzün hâlihazırdaki temsilidir.
Millî Eğitim Bakanımızı ve bakanlık personelini kutluyorum. Millî Eğitim Bakanlığının 12 Şubat 2026 tarihinde yayımladığı Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ramazan ayı etkinlikleri konulu genelgeyi sonuna kadar destekliyorum.
Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti'dir. Terörsüz Türkiye hedefiyle devlet ve millet kudreti teyit edilmiştir. Yeni yüzyılın rotası belirlenmiştir. Meclis inisiyatif almış, siyasi partilerin çoğu meseleye olumlu yaklaşmıştır.
Raporda kaydedildiği üzere örgütün tüm unsurlarıyla feshi, silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda ortaya çıkan anlayış birliği çok değerlidir. Toplumsal bütünleşmenin güç kazanması maksadıyla silah bırakmayla birlikte işleyen süreci ve sonrasını yönetecek müstakil ve geçici mahiyette bir yasal düzenlemeye vurgu yapılması ayrıca önemlidir. Af ve cezasızlık algısına prim vermeden ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin çerçevesi çizilmelidir. Türk’ün itibarı Kürt’ün itibarıdır. Kürt’ün iffeti Türk’ün iffetidir. Türk’ün onuru Kürt’ün onurudur. Bunların mevcudu da büyük Türk milletinin şanı, şerefi ve haysiyetidir.
Değerli arkadaşlarım, etrafımıza baktığımızda ve dünyanın içine gömüldüğü kaos ve kriz anaforuna göz attığımızda terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefinin ne kadar büyük bir boşluğu dolduracağı ortadadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldıracağı tarih hususunda deyim yerindeyse bahisler oynanmaktadır. Bölgemiz tarihî bir sınamadan geçmektedir. ABD’nin olağanüstü askerî yığınağı tehlikenin cesameti hakkında fikir vermektedir. Daha vurucu yeni nesil savaş senaryoları bölgesel dinamikleri, küresel ekonomi ve siyaset dengelerini olumsuz yönde etkileyecektir. Tehdit yakın ve sıcaktır. ABD’nin İran’a saldırması coğrafyaların ayarını bozacak ve tahminlerin ötesinde yaygın bir savaş döneminin kapısını aralayacaktır. Bir yanda ABD, diğer yanda İran müzakerelerin sürdüğünü iddia etse de Cenevre’de kurulan masa faal olsa da Arap arabulucular devrede bulunsa da İran, Rusya ve Çin Hürmüz Boğazı ile Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nda ortak askerî tatbikat gerçekleştirmektedir. Aynı anda Gazze’nin yeniden imarı için Washington’da barış toplantıları yapılırken eş zamanlı şekilde İran’a karşı savaş hazırlıkları konuşulmaktadır. İsrail yönetiminin dizginlenmesi hususunda ön alması gereken Trump’ın Siyonist lobinin etkisiyle İran’a meydan okuması anlaşılır değildir. ABD’nin İsrail Büyükelçisi’nin teolojik ve ideolojik saplantılarla vaat edilmiş topraklar söylemini gündeme getirmesi, sınır aşan potansiyel hedeflerin dillendirilmesi ve bölge devletlerinin egemenlik haklarının tartışmaya açılması Siyonist yayılmacılığın nasıl bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir.
KCK KENDİNİ FESHETMELİDİR
Şimdi tekrar terörsüz Türkiye hedefine dönelim. Dışımız kaynarken içimizi kaynaştırmalıyız. Dışımızda yangın varken içimizde birbirimize daha sıkı sarılmalıyız. Terörsüz Türkiye hedefinin icrasında 27 Şubat 2025 tarihli açıklamayla PKK’nın yaptığı çağrının önemli bir dahli vardır. Bu çağrı aynı şekilde KCK’yı da bağlamaktadır. Örgütün üst yapılanmasının feshi derhal sağlanmalıdır.
Madem 27 Şubat çağrısı barışçıl arayışları destekleyen ve teşvik eden demokratik bir eşiktir, o hâlde bundan sonrası için planlanan atılımların ve yapılacak düzenlemelerin gerçekleşmesi adına PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Eğer böylesi bir sorun varsa ki bize göre vardır, bunun çözümü nasıl olacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statüsü açıklığa nasıl kavuşturulacaktır? Samimiyetle bu tartışma yapılarak makul akla ve vicdana müzahir bir sonuca kısa sürede ulaşılmalıdır.
Diğer taraftan kayyum meselesi herhangi bir kaygı ve çekinceye kapılmadan demokrasi sınırları dâhilinde tekrar değerlendirilmelidir. İki Ahmet’in makamlarına oturması da sağlanmalıdır. Biz yeryüzüne Ankara’dan bakmak zorundayız. Başka başkentlerin veya merkezlerin tesirinde kalarak yapacağımız yorum ve yaklaşımları savunmak düşürülmek istenen küresel tuzaklar için bahane yaratacaktır. Ankara’nın ve Türkiye’nin güvenliği en yüksek hassasiyetimizdir. Siyasi tasavvurlarımızın temeli de bu hassasiyete bağlıdır. Türkiye mevcut ağırlığıyla bölgesindeki mazlumlar ve hakkı yenmiş insanlar için güven kaynağı ve ihtiyaç hâlinde barınacakları en emin sığınaktır. Türkiye’nin varlığı onların da umudu demektir. Kerkük’ün, Gazze’nin, Halep’in, Şam’ın, Bağdat’ın, Urumçi’nin, Tebriz’in, Arakan’ın hissettiklerini en derinden duymalıyız. En samimi şekilde onların esenliğine dua ederken acılarını ve ülkülerini paylaşırken millî dokumuzu ve millî birliğimizi yaralayacak her ihtimali kaynağında engellemeliyiz. Çağları aşmış büyük bir milletin vizyonuna sahip olarak yol ve yöntem göstermeliyiz. Yanlışları söylemeliyiz. Doğruları desteklemeliyiz. Süreçlere müdahil olmalıyız. Her şeyden önce Türkiye düşüncesinde el ele vermeliyiz. Bin yılda kurulan kutlu mimariyi tahrip ve tasfiye ettiremeyiz. Dili tutulmuş duyguların elbet bir gün haklıyı ortaya çıkaracağını bilmeliyiz. Tarihin sabır, akıl, şuur ve inançla yoğrulduğunu bugün Orta Asya’da vücut bulmuş Türk devletlerinin geçmişine bakarak idrak etmeliyiz. Hamasi söylem ile realitenin bağını koparmadan etrafımıza bakmalıyız.