Bugün Antalyaspor mevzusuna ara vermek zorunda kalıyorum. Çünkü bu memlekette AYAKLAR BAŞ BAŞLAR AYAK OLMUŞ! Böyle bir tehlikeyi net bir şekilde gördüm.
Mevzuyu kısa anlatayım. Antalya Büyükşehir Belediyesi Muhtarlardan Sorumlu Daire Başkanı Cihangir Yılmaz, öyle bir açıklama yapmış ki tamda dediğim minvalde.
Sözde SİYASET ÜSTÜ açıklama yapan Yılmaz, son dönemde CHP’de yaşanan tartışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş. Körfez Gazetesi’nde yayınlanan haber bir kamu görevlisi için akla ziyan bir açıklama.
Siyasi rekabetin demokratik hayatın bir parçası olduğunu belirten Yılmaz, saygı, nezaket ve ahlaki değerlerin her koşulda korunması gerektiğini ifade etmiş.
Muhtarlardan Sorumlu Daire Başkanı, Atatürk’ün “Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar. Bir millet, zenginliğiyle değil ahlak değeriyle ölçülür. Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur” sözü ile desteklemek istemiş.
Kim bu SİYASET ÜSTÜ AÇIKLA yapan Cihangir Yılmaz? Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde Daire Başkanı. Yani KAMU GÖREVLİSİ! 657 Sayılı Yasaya tabi.
Yılmaz, bir dönem CHP’den Konyaaltı Belediye Başkan Aday Adayı olmuş. Yani aktif bir siyasetçi. Aday olamayınca Muhittin Böcek tarafından ahde vefa ile daire başkanı yapılmış. Siyasi kimliği bu nokta ile son bulmuş. Ama öyle olmamış.
Şimdi; Büyükşehir Belediyesi’nde yaşanan RÜŞVET/YLOLSUZLUK soruşturma kapsamında eski Başkan Muhittin Böcek, Genel Sekreter Cansel Tuncer ve bir çok bürokrat tutuklu.
Büyükşehir’de Genel Sekreter Yardımcıları, Daire Başkanları vs. vs. birçok isim tutuklanmış, kimisi itirafçı olmuş kurtulmuş, kimisi de görevi ya bırakmış ya görevden alınmış.
Büyükşehir Belediye Başkanvekili Büşra Dirgen Özdemir tek başına oradan oraya kokuştururken personeli elinden kaçırıyor, kontrolü bir türlü sağlayamıyor. Her kafadan bir ses çıkıyor.
İşte Muhtarlardan Sorumlu Daire Başkanı Cihangir Yılmaz’ın yaptığı açıklamada bundandır. Meydan boş kalınca AYAKLAR BAŞ, BAŞLAR AYAK OLMUŞ Büyükşehir’de.
Haberi ilk okuduğumda ‘KÖLELER ADASI’ isimli oyun aklıma geldi. Oyun, efendilerinin zulmünden usanan kölelerin Yunanistan'ı terk edip özgürlüklerini ilan ettikleri bir adada geçer.
İki efendi ve onların köleleri deniz kazası sonucu bu adaya düşerler. Ancak burada roller değişmek zorundadır. Bu yeni cumhuriyetin kurallarına göre; efendiler artık köle, köleler de efendidir. Günümüz ün deyimi ile AYAKLAR BAŞ, BAŞLAR AYAK OLMUŞTUR.
Sevgili dostlar, bazı insanlar vardır; Haddini bilmez, yerini bilmez, kendisine verilen değeri nimet sanmaz. Bir adım yol açarsın, yolu kendisinin yaptığını zanneder. Bir kapı aralarsın, evin sahibi gibi davranmaya kalkar. Yüz verirsin sırtına çıkar, dur dersin surat asar.
İnsanoğlu gerçekten garip. Dün elinden tutanı bugün tanımaz. Dün yanında duranı bugün yok sayar. Dün “AĞABEY” dediğine bugün tepeden bakmaya kalkar. Çünkü bazıları karakteriyle değil, bulduğu boşlukla büyür.
Makam görür başı döner. İlgi görür kendini vazgeçilmez sanır. Üç kişinin alkışını duyar, kendini meydanın sahibi zanneder. Ama hayat öyle işlemez. Bugün yanında duranlar, yarın ilk dönenler olur. Bugün sırtını yasladığın duvar, yarın üstüne yıkılır. Çünkü insan önce kendini bilmeli. Kendini bilmeyen, haddini hiç bilmez.
Dönemin adamı olmak kolaydır. Rüzgâr nereye eserse oraya dönmek kolaydır. Bugün birinin yanında, yarın başkasının sofrasında oturmak kolaydır. Zor olan karakter sahibi olmaktır. Zor olan vefa göstermektir. Zor olan dününü unutmadan bugün yaşamaktır.
Ama bazıları bunu beceremez. Dünü unutur, bugünü ganimet sanır. Kendisine verilen değeri hak edilmiş bir saltanat gibi görür. Oysa bilmez ki, insanın asıl değeri yükseldiğinde değil, yükselirken kimleri ezmediğinde belli olur. Başını kaldırınca kendini büyük sananların çoğu, ilk fırtınada yere kapaklanır.
Sen bu kafayla daha çok sürünürsün. Çünkü kibir insanı önce kör eder, sonra yalnız bırakır. Ne dost kalır yanında ne hatır. Ne kapı açılır yüzüne ne el uzanır.
Her yanlışın bir hesabı, her kibrin bir bedeli, her nankörlüğün bir karşılığı vardır. Çarka sokulan çubuk nasıl düzeni bozarsa, haddini aşan insan da sonunda kendi düzenini dağıtır. Önce çevresini kaybeder, sonra itibarını. En sonunda da kendi gölgesinden başka kimseyi yanında bulamaz.
Başlar ayak olmuş, ayaklar baş. Ama unutulmasın ki baş olmak makamla değil, duruşla olur.
Adam olmak kalabalıkla değil, karakterle olur. Değer görmek sözle değil, vefayla olur.
Kim ne olduğunu unuttuysa, hayat ona bir gün mutlaka hatırlatır. Hem de öyle bir hatırlatır ki; ne eski kalabalığı kalır ne de bugünkü havası. Geriye sadece koca bir pişmanlık ve geç kalmış bir yalnızlık kalır.
Velhasıl; Ayak ayaklığını, baş başlığını bilmeli vesselam!