AŞK YANILSAMASI

Abone Ol

İnsan en çok çocukken öğrendiği acıya âşık olur…

Bu cümle sert gibi görünür ama aslında bir gerçeğin yumuşatılmamış hâlidir: İnsan zihni, huzuru değil tanıdıklığı seçer. Çünkü tanıdık olan güvenli gibi hissedilir; hatta can yaksa bile. Beyin, bilinmeyeni tehdit olarak algılar. Bu yüzden kişi, kendisini iyi hissettiren şeyleri değil, kendisine tanıdık gelen duyguları tekrar eder. Bazen buna “kader” deriz. Bazen “aşk.” Bazen de “şanssızlık…”

***

Oysa çoğu zaman mesele şanstan çok seçimdir. Ama bu bilinçli bir seçim değildir; öğrenilmiş bir döngüdür. İnsan, çocuklukta hangi duyguyla tanıştıysa, yetişkinliğinde o duyguyu farklı yüzlerde aramaya meyillidir. Sevgiyle karışmış ihmal, ilgiyle karışmış uzaklık, yakınlıkla iç içe geçmiş güvensizlik… Hepsi zihinde “aşina” bir harita oluşturur.

***

Ve kişi fark etmeden aynı duyguyu farklı ilişkilerde yeniden yaşar. Aslında sevdiğini sandığı şey çoğu zaman bir kişiden ziyade, o kişinin içinde tetiklenen tanıdık histir. Bu yüzden bazı ilişkiler, geçmişin yeniden sahnelenmiş hâli gibidir. Aynı acı, farklı senaryolarla tekrar eder. İnsan değiştiğini sanır ama çoğu zaman sadece oyuncular değişmiştir; hikâye aynıdır.

***

Bu noktada en tehlikeli cümle şudur: “Belki bu sefer farklıdır.” Oysa çoğu “belki”, daha fazla aynı şeyin farklı bir versiyonudur. İlişkilerde en büyük yanılgı, gördüğünü değil görmek istediğini sevmektir. Birinin potansiyeline âşık olmak, onun gerçeğini inkâr etmektir. Sana karışık sinyaller veren biri aslında çoğu zaman nettir; sadece sen netliği görmek istemezsin.

***

Çünkü bazen insan, gerçeği değil umudu seçer. Umut ise en yorgun yanılsamadır. Sürekli çabalayan, sürekli anlayan, sürekli affeden kişi bir süre sonra “iyi insan” olmaktan çok “kendini ihmal eden insan” hâline gelir. Ve en çok çaba gösterilen yer, çoğu zaman en az değer görülen yer olur.

***

Burada kritik bir kırılma vardır: Kendini açıklama ihtiyacı hissettiğin yerde aslında zaten yanlış bir yerdesindir. Çünkü doğru yerde insan kendini ispatlamak zorunda kalmaz. İnsanlar seni sen olduğun için değil, onlara hissettirdiklerin için sever. Bu nedenle kendini küçülttüğün, susturduğun ya da sürekli uyumlandığın bir yerde gerçek bir sevgi değil, koşullu bir kabul vardır.

***

Ve koşullu kabul, zamanla yorar. Bir noktadan sonra mesele başkaları değil, kişinin kendisidir. Çünkü insanlar çoğu zaman sınırlarını değil, sessizliğini test eder. Sen ne kadar izin verirsen, o kadar devam ederler. Bu yüzden birinin sana davranışı, aslında senin koymadığın sınırların bir yansımasıdır.

***

İyileşmek tam da burada başlar. İyileşmek, unutmak değildir. İyileşmek, artık tetiklenmemektir. Aynı acıyı farklı isimlerle yaşamamaktır. Ve en önemlisi, tanıdık olanı “doğru” sanmaktan vazgeçmektir.

Çünkü bazen en büyük dönüşüm, “yeter artık” diyebildiğin o sessiz anda başlar. Ve belki de en önemli cümle şudur: İnsan en çok çocukken öğrendiği acıya âşık olur ama yetişkinlik, o acıyı artık seçmemeyi öğrenmektir.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }