VAKIF ÜFLÜYOR, DERNEK KÖRÜKLÜYOR, YÖNETİM YANIYOR!
Evet değerli okurlar...
Antalyaspor, Süper Lig’e veda ederken, 1. Lig’e “merhaba” dedi. Bu acının tarifi var belki ama tesellisi yok. Ağlamanın, sızlanmanın vakti çoktan geçti. Şimdi gerçeklerle yüzleşme zamanı…
Herkes eline bir taş almış, oraya buraya savuruyor; lakin kendi evimizde yangın varken komşunun bahçesine odun taşımakla vakit harcamanın anlamı yok…
Kırmızı-beyaz formanın omuzlarında yılların emeği, taraftarın gözyaşı var. Bu düşüş kolay gelmedi, öyle kolay da kabullenilmez. Şimdi herkes, şapkasını önüne koyup düşünmek zorunda. Kulüp bundan sonra neyle yüzleşecek, hangi yol ayrımında duruyor? Bu konuları derinlemesine irdelemek gerek…
Hatırlarsınız. Daha önceki köşemde Kadıköy’den, Rams Park’tan, Trabzon’dan gelecek haberlerin Antalya’nın kaderini belirleyeceğini yazmıştım. Galatasaray’ın şampiyonluk sarhoşluğu, Fenerbahçe’nin ikincilik burukluğu, Trabzonspor’un kupa odaklanması… Hepsi yazılıydı.
Antalyaspor kendi savaşını verirken kulakları başka statlara dönmek zorunda kaldı. Ne yazık ki tahminler tuttu. Üç büyük takımın son haftalardaki ciddiyet tartışması hala gündemde…
Rıza Perçin’in açıklamaları da ortada… “Kümedeki rakiplerimiz Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor ile karşılaşıyordu. Biz onlara karşı ikili averajda daha iyiydik. Maçtan bir gün önce uyarılarda bulunduk. Üç hafta önce şampiyonluk mücadelesi verirken nasıl en iyi kadrolarıyla çıkıyorlarsa aynı şekilde mücadele etmeliler” demiş. Haklı yanları var. Spor adaleti açısından büyük takımların her maçta aynı ciddiyeti göstermesi gerekir. Şampiyonluk kutlamasını son düdükten sonraya bırakmak, averaj hesaplarını sahaya yansıtmamak en temiz yol olurdu.
Fakat hakikati yalnızca dışarıda aramak da kolaycılıktır. Antalyaspor’un asıl sorunu tribünlerden ya da rakip kulüplerden gelmiyor. Sorun içeride ardakaş! Yönetim, vakıf, dernek… Çok başlı yapı kulübü yıllardır yoruyor. Kararlar dağılıyor, sorumluluk bulanıklaşıyor, icraat gecikiyor. Ve bu karmaşıklık sahaya da yansıyor. Transferde, kadro planlamasında, altyapıda, mali dengede hep aynı dağınıklık hissediliyor. Başkan ve yönetim bu tabloyu görmezden gelemez. Eleştiri önce aynaya bakarak başlar…
Bu kulüp yıllardır aynı girdabın içinde dönüyor. Yönetim başka konuşuyor, vakıf başka hesap yapıyor, dernek başka bir alan açmaya çalışıyor. Kulübün içinde üç ayrı güç merkezi oluşmuş durumda. Her kafadan başka ses çıkıyor. Futbol kulübü böyle yönetilmez…
Saha içindeki kırılganlığın temelinde saha dışındaki karmaşa yatıyor. Teknik adam gelir gider, futbolcu değişir, hoca değişir… Ama zihniyet aynı kalırsa sonuç da değişmez.
1. Lig, Süper Lig’e benzemez. Orası bambaşka bir savaş alanı. Daha hızlı, daha acımasız, daha rekabetçi… Şehir desteği zayıflarsa çıkış yolu uzar. Gelir azalır, borç baskısı büyür, futbolcu elde tutmak zorlaşır.
Para muslukları daralacak, yıldız oyuncular kapıyı çalacak, taraftar sabırsızlanacak. Ama aynı zamanda büyük fırsatlar da var. Antalyaspor’a yakışan, bu düşüşü bir sıçrama tahtasına çevirmek olur.
Şimdiye kadar görmezden gelinen taraftar en büyük güç... Onların desteğiyle, şehrin sahiplenmesiyle, kulübün içindeki yapıların tek yürek olmasıyla her şey yeniden kurulabilir. Üç başlılığın yerini tek bir irade almalı. Olmazsa olmaz…
Antalya büyük şehir, Antalyaspor da büyük camiadır. Düşmek de çıkmak da kaderdir, eyvallah! Yeter ki iç hesaplaşmayı cesurca yapalım, dışarıdaki bahanelerin gölgesinde kaybolmayalım.
Kendi evinizde yangın varken, komşunun bahçesine odun taşımanın anlamı yok. Antalya’nın yangını büyük… Üç başlılık bittiği gün, bu kulüp ayağa kalkar.
Dahası var… Tolga Cömertoğlu gibi Antalyaspor’un kanıyla yoğrulmuş, camianın belleğinde yer etmiş değerli isimler kulübe yeniden kazandırılmalı. Çünkü Antalyaspor bir ailedir. Aile içinde küslük bu kadar uzun sürmez. Hafızasını kaybeden bir yapı, yeniden doğamaz; sadece yeniden başlar gibi yapar…