ANNE KUCAĞINDA EBEDİ HUZUR

Abone Ol

Geçmiş ile kurulan bağın nesiller boyu devam eden tanıkları olan mezar taşlarımız millî kültürümüzün vazgeçilmez bir parçasıdır. Onlar sadece bir ölüm kaydı değil, taşın dilinden anlayanlar için tarihin, inancın ve sanatın fısıldadığı mistik birer hikâye anlatıcısıdır. Giden ile kalan arasındaki son köprü, zamanın ötesine bırakılan mesajlardır.

***

Kültürel kodların taşınmasını sağlayan bu sessiz tanıklar göçüp giden insanın yeryüzündeki varlığını ve anısını bir anlamda yaşatmaya devam ederler. Tıpkı görseldeki hamile bir anne ve onun yavrusuna ait mezar taşında olduğu gibi.

***

1735 senesinden günümüze ulaşmış bu mermer taş yandan bakıldığında hamile bir kadın formunu andıran, anne-oğul için tek parça halinde işlenmiş, oldukça hüzünlü ama aynı zamanda da estetik bir eserdir. Bir anne ve bebeğinin aynı kaderi paylaşmasını simgeleyen bu nadide eser Edirnekapı Mezarlığı’ndan getirilmiş, günümüzde ise İstanbul’daki Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir.

***

Şüphesiz Türk kültüründe mezar taşları, ölen kişilerin sosyal statüsünü, cinsiyetini, mesleğini hatta inanç dünyasını yansıtan derin sembollerle bezelidir. Özellikle Osmanlı Döneminde kadın mezar taşları, sadece birer ölüm nişanesi olmamış aynı zamanda zarafetin, estetiğin ve ebedi hayatın şiirsel bir ifadesi olarak kabul görmüştür. Bu sebeple genç yaşta evlenmeden ölen, hamile veya lohusa iken ölen, çocuğu ile birlikte vefat eden kadınlar ya da annelerin her biri için farklı olarak çok özel şahideler hazırlanmıştır.

***

Genellikle güneş tepelikler ve bitkisel motiflerin yoğun olarak tercih edildiği kadın mezar taşları Osmanlı Sanatının zarif örnekleri arasındadır. Bazılarında bu tepeliklerin arkasında kazıma olarak yapılmış saç ve saç örgüleri tasvirleri görülür. Saç örgülü bu mezar taşları Orta Asya’da kurganlar üzerine dikilen balballar ile büyük benzerlikler içerir. Kadın mezar taşlarının en dikkat çeken yönü çiçeklerle süslü olmalarıdır. Ayrıca, mezar taşlarında takı olarak kullanılan gerdanlıklar ve kolyeleri sembolize eden tasvirlere de rastlanır.

***

Dünya süslerini sonsuzluğa taşıyan bu semboller, kadının dünyevi güzelliğinden vazgeçmediğini ama onu bir hatıra olarak yanında götürdüğünü gösterir. Yine bu taşların baş kısmında hotoz ve duvak işlemeleri, dünya evine giremeden ahiret evine göçen genç kızların, kefenini gelinlik yapmış narin ruhlarının sessiz çığlıklarıdır.

***

Bugün bazı insanların yanlarından geçerken sadece “bakıp geçtikleri” mezarlıklarımız benim için içerisinde bin bir türlü çiçeğin bulunduğu ebediyete açılan çiçek bahçelerini andırırlar. Üzerlerine işlenmiş lale, gül, sümbül ve karanfil motifleri, kadının hayatta iken sahip olduğu letafetin ve güzelliğin ebediyette de devam ettiğini simgelerler.

***

Anadolu’nun dört bir yanına dikilmiş, Türklerin bu topraklardaki ebedi varlığını fısıldayan, geçmişle gelecek arasında köprü kuran bu sessiz taşlarda, ailenin ve toplumun zarif temeli olan Türk kadınını, adeta cennet kokulu bir çiçeği ebedi uykusuna dalmış olduğu şekliyle hissederiz.

Sonuç olarak, bu taşlar sadece birer mermer parçası değil, suskun birer şairdir. Üzerlerindeki gül demetleri ve hotozlarında sakladıkları gizemle, kadını sadece toprağa değil, aynı zamanda gökyüzüne, sonsuzluğa ve ölümsüz bir letafete emanet ederler.

Her bir bezeme, ‘baki olanın’ huzuruna giden naif bir köprüdür.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }