90 SENE SONRASINI BİR HAYAL EDELİM

Abone Ol

Yine geldik mübarek bir cuma gününe. Beni takip eden dostlarım, günün anlamına binaen bir yazı daha istedi. Evet geciktim ama gündem malumunuz çok yoğundu. Yine de geç sayılmaz!

Haydi sizinle bir yolculuğa çıkalım. Bir an için bugünün telaşından uzaklaşalım ve 90 yıl sonrasını hayal edelim. Takvimler 2116 yılını gösteriyor! Hayal bu ya.

Bugün uğruna geceleri uykusuz kaldığımız meselelerin neredeyse hiçbiri kalmamış olacak. Büyük ihtimalle ben, bugün hayatımızı paylaştığımız akrabalarımız, arkadaşlarımız ve dostlarımız bu dünyadan çoktan göçmüş olacağız.

Bugün “BENİM” dediğimiz evlerde başkaları oturacak. Arabalarımız çoktan hurdaya ayrılmış, eşyalarımız dağılmış, biriktirdiğimiz mallar ve mülkler başka insanların eline geçmiş olacak.

Belki bugün büyük mücadelelerle elde ettiğimiz makamların, unvanların ve servetlerin kimse için bir anlamı kalmayacak. Yunus’un dediği gibi, “Mal da yalan mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.”

Peki ya biz? Kaçımız dedemizin babasının yüzünü biliyoruz? Sesini hiç duymadığımız, nasıl güldüğünü, nelere kızdığını, hangi hayallerin peşinden koştuğunu bilmediğimiz nice insanın devamıyız.

Onlar da bir zamanlar bizim gibi yaşıyorlardı! Onlarında hesapları, telaşları, kırgınlıkları vardı. Onlar da evlerine gidiyor, sofralara oturuyor, yarını düşünüyor, çocukları için endişeleniyor, para kazanıyor, kimi zaman seviniyor, kimi zaman üzülüyorlardı.

Şimdi çoğunun geride yalnızca birkaç eski fotoğrafı, mezar taşındaki adı ya da aile içinde zaman zaman anlatılan birkaç hatırası kaldı. Bir gün bizim için de aynısı olmayacak mı?

Ölüm haberimiz duyurulduğunda bizi biraz tanıyanlar, “YAZIK OLDU. VAY BEEE ERKEN GİTTİ…” diyecek. Aile fertlerimiz, dostlarımız, arkadaşlarımız üzülecek. Belki birkaç gün bizden söz edecekler.

Ailemiz daha büyük bir acı yaşayacak. Yokluğumuzu evin içinde, sofrada, bayramlarda, özel günlerde hissedecek. Ama hayatın değişmez bir tarafı var; HAYAT DEVAM EDECEK.

Biz olmadan da sabah olacak, insanlar işe gidecek, çocuklar büyüyecek, düğünler yapılacak. Sonra bebekler doğacak, yeni evler kurulacak, yeni hayaller başlayacak.

Ve zaman geçtikçe biz de hatıraların arasındaki yerimizi alacağız. İşte insanın üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken gerçek belki de burada başlıyor; “Madem sonunda bırakıp gideceğiz, bütün bu hırs niye?” diye.

Bir insanın kalbini kırmaya değer mi? Üç kuruş fazla kazanabilmek için bir başkasının hakkına girmeye değer mi? Bir makam uğruna insanları ezmeye, dostlukları bitirmeye, kardeşlikleri bozmaya değer mi? Kin tutmaya değer mi? Nefret etmeye değer mi?

İnsan dünyaya gelirken yanında hiçbir şey getirmiyor. Giderken de hiçbir şey götüremiyor. Aradaki kısa zaman diliminde ise sahip olduklarımızı gerçekten bizimmiş gibi görüyoruz. Mesela, “Benim evim, benim param, benim makamım, benim gücüm.” Oysa hepsi geçici değil mi?

Bizden önce başkalarının olanlar bugün BİZİM, bugün bizim olanlar da yarın BAŞKALARININ olacak. Güzellik, gençlik geçecek. Sağlık değişecek, makam bitecek, servet el değiştirecek. İnsanın elinde nasıl bir hayat yaşadığı kalacak. İşte İNANAN İNSAN için asıl büyük muhasebe de burada başlıyor.

Dünya hayatı bittiğinde malımızın kaç lira olduğu değil, onu nasıl kazandığımız ve nasıl kullandığımız önem kazanacak. Kaç kişinin bizi alkışladığı değil, kaç insanın gönlüne dokunduğumuz! Hangi makamda oturduğumuz değil, o makamdayken adaletli olup olmadığımız! Ne kadar güçlü olduğumuz değil, gücümüz varken merhamet gösterip göstermediğimiz…

Hayatımızın önemli bir bölümünü başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü hesaplayarak geçiriyoruz. Oysa herkesi memnun etmek mümkün değil. Ne yaparsanız yapın sizi eleştiren biri mutlaka olacaktır.

Bu nedenle İNSANIN PUSULASI insanların alkışı değil; VİCDANI, İYİLİK VE ALLAH'IN RIZASI olmalıdır. Bugün elimizde hâlâ zaman varsa DEĞİŞMEK İÇİN de ZAMAN vardır.

Bir gönül kırdıysak onarmak için, birine haksızlık yaptıysak helallik istemek için. Anne babamız hayattaysa sarılmak için, Uzun zamandır aramadığımız bir dostumuzu aramak için. İhtiyacı olan bir insana yardım etmek için.

KİBİRDEN, KİNDEN ve NEFRETTEN vazgeçmek için. Ve RABBİMİZE yönelmek için. Çünkü bir gün “KEŞKE” demenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceği bir noktaya geleceğiz.

Bugün doğanların bile tamamının 100 yıl sonra hayatta olacağını söylemek mümkün değil. Fakat şurası kesin; Bugünün dünyası büyük ölçüde değişmiş olacak. Bugün uğruna kavga ettiğimiz arsaların sahipleri değişecek. Evlerin kapılarından başka insanlar girecek. Bugünün güçlü isimleri tarih kitaplarında birkaç satıra dönüşecek; milyonlarca insanın adı ise tamamen unutulacak.

O halde mesele unutulmamak değildir. Mesele, giderken arkamızda nasıl bir iz bıraktığımızdır. Belki ismimizi kimse hatırlamayacak. Ama yetiştirdiğimiz iyi bir insanın yaptığı iyilikte payımız yaşayacak.

İşte bu yüzden insanın dünyada bırakabileceği en kıymetli miras yalnızca para, ev veya toprak değildir. Güzel ahlak, iyilik, adalet ve hoş bir sedadır.

Soy, nesep, milliyet, para ve makam bizi aldatmasın. Çünkü günün sonunda hepimizin yolculuğu aynı yere çıkıyor. Dünya kalıyor, biz gidiyoruz. Mal kalıyor, biz gidiyoruz. Makam kalıyor, biz gidiyoruz. Kavgalar kalıyor, biz gidiyoruz.

O halde şu kısa ömrü kinle, nefretle ve hırsla tüketmek yerine; iyilikle, merhametle ve güzel amellerle geçirmek gerek. Velhasıl velkelam; bu dünyadan göçerken hoş bir seda bırakabilmek önemli.

{ "vars": { "account": "G-2WKLC3DMKW" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }